Bugünkü Yazarlar Tüm Yazarlar
Dr. Onur Akbaş

Dr. Onur Akbaş

HİSBOYU

Velhasıl…

Nihayet birkaç zamandır sürdürdüğümüz roman bahsini bu yazı ile tamamlama niyetindeyiz.

Focoutl'un iktidar yaklaşımına bakıldığında, iktidar tek bir merkezde veya öznede toplanmaz. Sonbaharın bölünmesinin veya görev paylaşımının kademeli ifadesi olan hiyerarşinin olduğu her yerde güç vardır ve gücün olduğu her yerde hiyerarşi vardır. Toplumları yöneten birimlerden partilere, derneklere, kurumlara, örgütlere, cemaatlere oradan da aileye kadar iktidarın oluşturduğu hiyerarşiyi, o hiyerarşinin uzandığı toplumsal yapıyı, o yapının bağlı olduğu başka bir yapıyı görmek mümkündür. Bağlıdır ve aralarındaki bağ veya düğümdür. Öyle ki en küçük topluluk diyebileceğimiz çekirdek aileyi bir kenara bırakırsak, kadın-erkek, büyük kardeşler, baba-oğul gibi en az iki kişiyi gerektiren ilişkilerde bile yukarıda bahsettiğimiz toplumsal biçimler etkili oluyor. Toplumun bu da bireyin iletişim kurduğu her bağlamda toplumsal bir sahnenin oluşmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Birey olarak yukarıda gündelik ilişkilerinde bahsettiğimiz en küçüğünden en büyüğüne kadar toplumsal yapılarla temas halinde olduğu sürece toplumsal bir varlıktır. Kadın-erkek ilişkilerinde bile aşk, hayranlık, tutku gibi duygular zayıftan güçlüye doğru bir seyir izler. Bu da göstermektedir ki konusu ve türü ne olursa olsun tüm edebî metinler aynı zamanda insani açıdan toplumsal içerikli metinler olarak değerlendirilebilir.

Dış öyküde kahraman anlatıcı, sosyal yönüyle, tatmin edici bir açıklama yapılmadan işinden atılan, aralarında düğüm, yani mesafe olan biri olarak romanda kendini gösterir. Ancak okuyucu, bir banka kuruluşunda kolayca işten atılan bir kişinin statüsünü sorgulama seçeneği ile karşı karşıyadır. En azından bu durum okuyucuya toplumsal bir sorun olarak sunulmaktadır. Yine kahraman anlatıcı, okul arkadaşıyla buluşup davet üzerine evine gittiğinde, sohbet işini kaybetmiş biri ile bir şirkette müdür yardımcısı olan biri arasında geçen bir diyaloğa dönüştüğünde, konuşmalar artık kahramanca olmaktan çıkar. Anlatıcı ve okul arkadaşı Hamdi Bey, ancak iki sosyal statü. Bunlar işsizlik ve bir şirkette yönetimdir. Diyalogdaki bu statüler nedeniyle, hiyerarşi ve amirin muktedir olma cesaretiyle ortaya koyduğu bir söylem biçimi vardır. Tüm bunların yanı sıra kahraman anlatıcının romanın sonuna kadar bizlere aktardığı bu yapılar hem yaşadığı aile, hem çalıştığı şirket hem de oradaki oda olarak uygun bir ritimle verilmiştir.

Bu çalışma aynı zamanda yazar metni hangi kaygıyla yazarsa yazsın bir edebî metnin içinde bulunduğu dönemin toplumsal gerçekliğinden bağımsız kalamayacağını ve bireylerden oluşan toplumsal hayatın bireylerin bünyesine kattığı bu çeşitliliği yansıtmaktan kaçınamayacağını da göstermektedir. Tamamen toplumcu kaygıyla yazılmış bir kurguda, tüm karakterler bireysel özelliklerinden soyutlanmış olsa da kurguyu yazan kişinin bir birey olduğu unutulmamalıdır. Zira gerek Focoult'un iktidara yaklaşımı, gerekse Lacan'ın dile yaklaşımı, bireyin içinde yaşadığı toplumdaki iktidar, hiyerarşi ve ağ kavramlarından bağımsız olamayacağı ve kullandığı dilin sadece ötekileştirilemeyeceği unutulmamalıdır. Bilinç dışına indirgenmiş değil, aynı zamanda dilin bir anlamda toplumsal yaşamın bir yeri olduğu da söylenebilir.

Yazarın Diğer Yazıları