1. YAZARLAR

  2. Onur Akbaş

  3. Yahya Kemal ve Türklüğün rengi
Onur Akbaş

Onur Akbaş

HİSBOYU

Yahya Kemal ve Türklüğün rengi

A+A-

Kasım ayı içerisinde kaybettiğimiz değerlerden biri de Yahya Kemal Beyatlı. Bin Dokuz Yüz Elli Sekiz Yılı'nın 1 Kasım'ında kaybettiğimiz büyük şair de kuru, hakikate uzak, dayatmacı ideolojik yöntemlerin sunduğu sığ mütalaaların kuru gürültüsünden dolayı zamanında her şair gibi anlaşılamamıştır. Günümüzde de antitürklerin kuru retorikleri arasında kaybolmaya müsait dev bir üslup olarak durmaktadır mazide... Oysa onun kökü mazide dalları atiye uzanan bir ağaç metaforuna bakıldığında edebiyatın icrası kapsamında derin bir millî duyuş tarzına sahip olduğunu şiirindeki mana ve ritimde de görmek ya da bizzat sanat görüşlerini ifade ettiği bağlamda meseleyi ele almak gerek. Biz de bu yazımızda ikinci seçenekten yola çıkarak konu üzerinde durmak istedik:

Yahya Kemal'in millî duyuşu her zaman çok uluslu bir medeniyet tasavvurundan bağımsız değildir. O, Osmanlı edebiyatını medeniyet kavramı etrafında ele alırken şöyle diyecektir:

"Şiirin âletleri usulleri, lisânı, zevki birdi ve her yerde aynı seviyeye hitâp ediyordu. Tesâlya Yenişehirindeki şâirin gazelini Diyârbekir konaklarında, Urfalı şâirin kasidesini Bosna Saray konaklarında okuyor, anlıyor, coşuyorlardı. Havâs tabakasının şiiri böyle olduğu gibi halk tabakasının da böyleydi. Anadolu âşıkları Rumeli'yi, Rumeli âşıkları Anadolu'yu şehir şehir, çarşı çarşı dolaşıyor, o kadar geniş bir ülkede ruhları destanlarla, koşmalarla, semâîlerle birbirine bağlıyorlardı." diyen şair:

Yahya Kemal, edebiyatta evrensele giden yolda Avrupa edebiyatının estetik temelli kuramlarına atıfta bulunmakta ve gerçek manada edebiyatın başladığı çizgiyi bize hatırlatmaktadır. Bunu Refik Halid ile alakalı yaptığı bir değerlendirmeden anlamaktayız.

"(Yalnız) Edebiyâtı telâkki itibariyle, bizimle Avrupa'nın herhangi bir milleti arasında bir fark vardır: biz iyi yazı yazana hayrânız; yazının bundan ötesini muhâkeme etmek devrine henüz gelmedik. Cedlerimiz iyi yazan bir kimseye "kaleminden kan damlıyor derler!" derler ve geçerlerdi; biz hemen hemen aynı görüşle: "Allah için fevkalâde üslûbu var!" diyoruz. Edebiyat kıymetinin derecesi bizde henüz bu noktadadır; Avrupa'nın herhangi bir milletinde ise bu noktadan sonra başlar. Bir muharrir iyi yazı yazdıktan sonra, fikrinin, zevkinin, rûhunun, nev'i ve kıymeti ile ölçülür. Hattâ garibdir ki o milletlerde fenâ yazan kıymeti pek büyük, Stendhal gibi Balzac gibi muharrirler de vardır. Mesela Stendhal, fenâ yazmağa ehemmiyet bile vermez, fenâ yazdığını itiraf bile eder: "Ben sicil üslûbıyla yazıyorum!" derdi. Maamâfih bu istisnâları bir kenara bırakalım. İyi yazmak edebiyatta esastır, ancak edebî değer yazı istidadından sonraki merhalelerdir."

Yukarıdaki değerlendirmesine göre kendi rengimiz ve dilimizin fonetiği ile evrensel orkestrada olmak istiyorsak hem sanatsal metinler hem de teori kitapları kapsamında ciddi tarama ve değerlendirme gereklidir. Bu da bir aydın ya da edebiyat sever için ciddi ve disiplinli okuma kültürü gereklidir.                                                                                                                                                                                                               

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.