1. YAZARLAR

  2. Oğuz Ekici

  3. Ünlü ekonomist Türkiye'nin Doğu Akdeniz gerçeğini açıkladı
Oğuz Ekici

Oğuz Ekici

Ünlü ekonomist Türkiye'nin Doğu Akdeniz gerçeğini açıkladı

A+A-

Başlığa baktığınız zaman, yazının içinden ne çıkacağını tahmin edemeyebilirsiniz. Çünkü bizim gibi gelişmekte olan, üstelik böylesine önemli bir coğrafya üzerinde varlığını sürdüren ülkeler için tarihi dönemeçler hayli fazladır.

Ancak bu sefer öyle değil. Hayali bir tarihi dönemeçten bahsetmiyorum. Türkiye'nin önünde gerçekten tarihi bir dönemeç var. Üstelik bu dönemeci hem maddi, hem de manevi anlamda kayıpsız döndüğümüz vakit, gerçekten de bir üst lige sıçramamız için önümüzde hiçbir engel kalmayacak…

Yazımı aslında ikiye ayırmak istedim. İkinci kısımda 'Sürü bağışıklığından' bahsedecektim ama konunun ne kadar değerli olduğunu görünce, satırlarımı kısmak istemedim.

***

Gelelim konumuza…

Korona virüs salgını henüz bitmedi. İlk dalganın ikinci pikinde olduğumuzu söyleniyor, evet bence de bu tanımlama doğru. İkinci dalga gibi bir ihtimalin hem ekonomimiz hem de insanlarımızın ruhsal sağlığı açısından kullanılmasının henüz çok erken olduğunu düşünüyorum.

Fakat önümüzde gerçekler var. Bunlardan biri ise Türk ekonomisinin, tüm dünya ekonomilerinde olduğu gibi korona virüs salgını sonrasın evirileceği konumun nasıl olacağı.

Tamamen olmasa da korona virüs salgını dünya ülkeleri arasındaki ekonomik eşitsizliğin bir nebze de olsa kapanmasını sağladı. Amerika, Almanya, İngiltere gibi dünyanın önemli ülkelerinin ekonomik büyümelerinde önemli ölçüde duraklamalar ve küçülmeler meydana geldi.

İşte tam da burada, Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne çıkan büyük fırsatı görmek gerekiyor. Evet, yeri geldiğinde muhalefet yapmaktan, eleştirmekten, sorgulamaktan geri durulmaması gerekiliyor ancak yeri geldiğinde ise milli çıkarlar için, ortak paydada buluşma ihtimalini de masadan eksik etmemek gerekiyor.

Biz de tam, böyle günlere doğru ilerliyoruz.

***

Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat var. Eğer iyi kullanırsak, uzun zaman beri hak ettiğimiz lige çıkma fırsatını yakalarız. Peki, nasıl olacak… Tabii ki de milli iktisat ve kalkınma programları ile olacak.

Milli iktisat konusunda en dayanaklı kaynaklardan biri Bartu Soral. Bakın  Soral, Türkiye ekonomisinin düzelmesi noktasında hangi görüşleri dile getiriyor.

"Ne diyordu neo-liberal ekonomi? "devlet yok, kural yok, kontrol yok". Bunun sonucunda da gelir dağılımında meydana gelen bozulmadan doğan büyük bir mutsuzluk var. Bu sadece bizde değil tüm dünyada var. Devlet kural koymasın, vergilendirmesin isteniyor.

Türkiye'de de büyük bir kriz var çünkü işsizlik çok fazla. Çalışmaya hazır insan sayısı 61 milyon, istihdam edilen kişi sayısı 33 milyon. 28 milyon kişi atıl durumda. Yani yüzde 11-12 işsizlik denilen şey aslında atıl kapasiteyi göstermiyor. 28 milyon çalışmaya hazır insan var. Çalışan 33 milyona baktığımızda ise adaletsiz bir gelir dağılımı var"

Yani Bartu Soral diyor ki, Türkiye'de bugün üretime katılmayı bekleyen milyonlarca insan var. Ancak, bunların üretime katılmasını istemeyen de bir sermaye gurubu var. Bu sermaye grubu neden insanların üretime katılmasını istemiyor? Çünkü az eleman, çok para mantığı ile hareket ediyorlar. Bu yanlış diyor Bartu Soral, eğer devlet planlama yaparsa, işlerin daha basit hale geleceğini söylüyor.

***

Bakın daha başka neler diyor Bartu Soral:

"Şimdi emperyalizm korkuyor. Arada görüyoruz, ultranationalist falan diyorlar. Neden? Çünkü Türkiye'de bankacılığın yüzde 60'ı yabancıların elinde, Türkiye'deki şirketlerin pek çoğu yabancıların elinde, Türkiye'deki sermayedarlar bile büyük yabancı firmaların taşeronu halinde, kendi markasına ve kendi yerli üretimine sahip değil. Kati Piri'nin, Almanların korktuğu şu: Ya buraya gerçekten cumhuriyetçi, Atatürkçü, yerli ve milli bir iktidar gelirse… Tam bağımsız, anti-emperyalist bir ekonomik sistem kurarlarsa… Bizi buradan tasfiye edip kendileri üretmeye başlarsa… Hem de bunu iyi yapıp bize satmaya başlarlarsa… Bütün oyun bozulur. Bütün korkuları bu yüzden... Onun için en ufak bir kıpırdanma olduğunda bütün güçleriyle saldırıyorlar"

Bartu Soral yukarıda en basit tabiri ile açıklamış. Kısacası, Türkler gelip de kendi ekonomilerini, kendi üretim araçlarını yani kısacası kendi sazlarını eline alırsa, dengeler değişir, korkuları bundan diyor.

İşte bizim de korona sonrası ekonomisi diye bahsettiğimiz durum, tam olarak da bu. Türkiye, artık oyun kurucu olmalı. Kendi coğrafyasında hâkim, dış coğrafyalarda ise ihracatçı konumuna geçmeli.

***

Bunu yapması için de kendi öz üretim tarzlarından birine, yani tarıma sırtını çevirmemeli. Tarım konusundaki fikirleri ise şöyle Bartu Soral'ın:

"Türkiye, Avrupa'ya özeniyor ve tarım nüfusunu her geçen gün azaltıyor. Tarım açısından Türkiye'nin atıl toprağı çok fazla. Atıl potansiyeli de çok fazla. Atıl nüfusu da çok fazla. Türkiye henüz bu atıl nüfusa istihdam sağlayabilecek sanayileşmeyi kuramaz. Bu gerçekçi değil. Türkiye için gerçekçi olan; atıl nüfus var, bu nüfusu kaldırabilecek atıl tarım potansiyeli var. Bu nüfusu tarımla buluşturmak zorundayız. Tarımı yeniden planlayıp, planlı bir şekilde tarımsal üretimi arttırmak mecburiyetindeyiz. "Size kuantum fiziği diyorum, uzay madenciliği diyorum, endüstri 4 diyorum" yalanlarına kapılmayın. Önce yerdeki madenciliği halledelim, uzay sonra; endüstri 4 bizim işimiz değil şu an. Biz önce tarımı canlandırmak durumundayız."

***

"DOĞU AKDENİZ GERÇEĞİ"

Şimdi geldik, Doğu Akdeniz gerçeğine. Yazının başlığında bahsettiğimiz kısım da bu. Eğer Türkiye Doğu Akdeniz'de tam olarak elini masaya vurmak istiyorsa, ekonomik olarak bagajını sağlama almalı. Yani ne demek bu? Kısaca şu demek, onu da açıklıyor Bartu Soral:

"Tarımın hala desteğe ihtiyacı var mı? Var. Ziraat Bankası'nın kuruluş amacı tarımı büyütmekti. Aydın Doğan'ın basın kuruluşu el değiştirsin diye kredi sağlaması amacıyla kurmadık. Patlamış olan inşaat sektöründeki inşaatçılar batmasın, kazandıkları kazançlar üzerine yeni kazançlar eklesinler, onlara yardım edelim diye de kurulmadık. Ziraat Bankası'nın ve orada çalışanların uzmanlığı tarım kredileri. Ama bu bırakıldı ve tarım öldürüldü. Türkiye, bu ekonomik sistemiyle çok büyük zorluklar yaşayacak. Dışa bağımlılığı çok arttı. Dışarısı da diyecek ki; cebime bunları koydum şimdi senden Kıbrıs'ı, Güneydoğu'yu istiyorum. Bunları cebinden tek tek çıkartacak ve önümüze koyacak."

İşte korona virüs salgını sonrası Türk ekonomisini bağımsız hale getirecek kelimeler. Reçete tam da önümüzde, uygularsak kazanan biz oluruz, uygulamazsak da kaybeden yine biz oluruz.

***

Doğu Akdeniz' de 'ama'sız kuvvet olmak istiyorsak, Ege'de Yunanlılara yeri göğü dar etmek istiyorsak, ekonomik olarak sağlam temeller üzerinde durmalıyız. Bunu da ancak üretim ekonomisi ile başarabiliriz. Dış borçlanma, faiz, dolara muhtaç olma durumu ya da yabancı sermayeden medet umma, bir yere kadar. Bir gün gelir, hepsi ayağımıza dolanır.

İyisi mi biz, kendi ekmeğimizin hamurunu kendimiz üretelim. Üretelim ki, ileride çıkabilecek taşları ve saçları da şimdiden önlemiş olalım.

(Bartu Soral'ın açıklamaları, Beyza Çaldır'ın Kemalist Yön Dergisi'ndeki söyleşisinden alınmıştır)

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar