1. YAZARLAR

  2. Erol Sunat

  3. Türkçe'nin öz evlatlarıyla imtihanı!
Erol Sunat

Erol Sunat

Türkçe'nin öz evlatlarıyla imtihanı!

A+A-

Bir zamanlar, Altaylardan Tunaya kadar tek bir dil yani Türkçe konuşulurdu, demenin bu konuyla ilgili hamaset yapmanın, yılda bir kez Karamanoğlu Mehmet Beyin, "Bundan sonra divanda, dergah da, bargah da, hanikah da Türkçeden gayrı dil kullanılmayacaktır" sözleriyle kendimizi rahatlatmanın, ben yapacağımı yaptım demenin, olaya nostalji olarak bakmanın bizleri getirdiği nokta ne yazık ki burası.

Dil konusunda hiçbir şey yapılmıyor, yapılmadı demek istemiyoruz. Ancak Türk Dilini yozlaştırma çabaları o kadar çok baskın ki, kuşatma altındaki dilimiz zaman zaman nefes almakta güçlük çekiyor.

Dilimiz Türkçe, dar kalıpların arasındaymış gibi gösterilmeye çalışılan bir dil, değil...

Türkçe dünyanın en nazik ve en kibar lisanlarından biri...

Sahillerden itibaren başlayan yabancı isimli tabela asma merakı, Anadolu'nun büyük illerinde kendini göstermeye başladı. Neredeyse tek bir Türkçe tabela kalmadı. Onlar yetmedi, Suriyeli sığınmacıların açtıkları işyerlerinin tabelalarıyla şehirlerimizin kimyasını bozduk. Bunu engellemek için hiçbir şey yapmadığımız gibi Turizm haritalarımızda bütün yerleşim yerlerinin adları antik çağlardaki isimlerine geri döndürüldü. Bunun adına da, ülkemizi tanıtmak dedik.

Oysa bundan bin yıl önce, feth ettiğimiz bu topraklardaki yerleşim yerlerine Türkçe isimler vermiştik.

Sangaryos Sakarya, Trapesuz Trabzon, Amisos Samsun, Konstantinapolis İstanbul, Magnesia Manisa, İkonyum Konya olmuştu.

Aladağ, Bozdağ, Göksu, Aksu, Kızılırmak, Yeşilırmak,Uzunyayla, Kartalkaya, Çukurova gibi de dağlara, yaylara, ovalara, nehirlere isimler koymuştuk....

Şimdi boynu bükük bir şekilde, bunlarda nedir diye seyretmekle meşgulüz.

*****

Hz.Mevlana'nın isminin bile, Mawlana Jalal-al-din şeklinde yazılmasına tepki koyamıyoruz.

Dünyanın en zengin kültürlerinden birine sahip olmamız gözlerimizi açamıyor.

Dil geçmişimizle geleceğimiz arasında bir köprüdür.

O köprünün kıymetini, köprü yıkıldıktan sonra anlamanın bize bir faydası yok...

Tek bir çıkar yol kaldı...

Dilimizi ihya etmek...

Çin'den Adriyatik Denizine kadar tek bir dil bilseniz yeterdi, o dil Türkçedir. Sözünü dünya çapında geliştirmek, Türk dilinin dünyanın en geçerli dilleri arasında yer alma mücadelesini her engele karşı sürdürmek...

*****

Senaristlerimiz senaryolarına espri katma adına son yıllarda buldukları bir yığın abuk-sabuk kelimeyle canına okudular Türkçenin.

Kimimiz güldü, kimimiz hiç olmamış dedi. Birde baktık ki, dışarıda herkesin dilinde o dilimizle alakası olmayan kelimeler.

Nasıl bir hayranlık geliştirdiysek artık.

Dille şaka olmayacağını, dille oynamanın ateşle oynamak olduğunu, bir milletin can damarına keskin bir bıçağın dayanması anlamına geldiğini görmeyecek miyiz? Bunları yazıp konuşmayacak mıyız?

Bu yozlaşmaya kimse dur demeyecek mi?

Türk milletinin temel direği olan aile de, yoz bir kültürle yetişen çocuklarımıza, terbiyeyi, sevgi ve saygıyı nasıl verebileceğiz?

Dilbazlar, Şahbazlar konuşsunlar da dinleyelim.

*****

Rahmetli M. Emin Yurdakul, "Unutma ki, şairleri haykırmayan bir millet / Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir." diyor.

Edebiyatçılarımız, şairlerimiz, yazarlarımız, Türk dili üzerine saçlarını ağartan insanlarımız haykırmıyorlar...

Ya da cılız çıkan haykırışları, argonun haksız bir biçimde revaç bulan yükselişi ve yaygarası karşısında, kaybolup gidiyor.

Türk Dilinin korunması ve geliştirilmesi konusunda ne yaptık?

En güzel cevabı rahmetli Orhan Veli veriyor.

Neler yapmadık, şu vatan için!

Kimimiz öldük;

Kimimiz nutuk söyledik...

Onlar nutuk çekerken, nedendir bilinmez bizim nutkumuz tutuluyor. Bunu çözdüğümüz gün dille birlikte kaç kördüğümü çözeceğimizi düşünemiyorum bile...

*****

Hatırlarsanız, " Bana kal geldi" " Oha falan oldum yani" gibi cümlelerle, TV tarihine geçen oyuncular ağlanacak halimize gülmenin güldürmenin keyfini sürdüler. Geriye Türkçe'nin tamiri zor halleri, kördüğümleri, açmazları kaldı.

Bunlar ve sonrasında yozlaştırmayı körükleyen kelime ve cümlelerin destek görmesi, ekranlar yoluyla, milyonlara ulaşması, neye güldüğünü, niçin güldüğünü bilmeyen insanların, Türkçenin bu işten ne kadar büyük yaralar aldığının görememesi tesadüf mü?

Eskiler olsa, küçük dillerini yutarlardı!...Amma velakin, bizlerin dilleri lal olmuş!..

Memlekette, KÖRİSTAN!...Yani körler ülkesi....

Diller lalse, gözler körse, kulaklar sağırsa, ne diyelim!....

Bari bir mani söyleyelim ;

"Yerden göğe küp dizseler

Üst üstüne bindirseler

En alttakin bir çekseler

Seyreyle sen gümbürtüyü"

Küpleri dizmişler, üst üstüne bindirmişler, en alttakini çekmişler, gümbürtüyü duyamamışız....

Bu arada, Türkçe'mizi ayağa kaldırmak için neyi ve kimi bekliyoruz?

Elimizi taşın altına koymadan, risk almadan, yerden göğe küp dizecek birilerini!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum