1. YAZARLAR

  2. Yunus Arıkan

  3. Sonbahar, yaprak, kelebek ve insanoğlu
Yunus Arıkan

Yunus Arıkan

Sonbahar, yaprak, kelebek ve insanoğlu

A+A-

Bu aralar; ağaçlar mı yapraklarını terk ediyor, yapraklar mı bu kısa sürede yaşlanıp, yerin çekim kuvvetine daha fazla direnemeyip, dallara tutunmaya takatları kalmıyor dersiniz!..

Belki de bu vakit, onarın göç vaktidir de onlar bunun farkında değillerdir.

*

Ne oldu da baharı müjdelemek için sabırsızca ve yırtınırcasına boy göstermek isteyen yapraklar, üç-beş aylık bir yaşam mücadelesinin sonrasında capcanlı yeşilliğinden artakalan; sarımtırak ve kırmızımtırak haller içine düşüp, eski direncini ve gücünü  kaybedip, eskisi kadar keyif  alamıyor oluşlarından mıdır ki bugünlerde pek de hüzünlü görünüyorlar. Belki de yaşlanmış olduklarından olsa gerek eskisi gibi rüzgârın esintisine direnemeyip, zorunlu bir şekilde bırakıveriyorlar kendilerini toprağın bağrına...

*

Şu günlerde sahiden de keyifleri yok gibi yaprakların.

Çünkü, özellikle de bulunduğu ağacı ilkbaharın başlangıcıyla birlikte göz alıcı bir şekilde giyindiren yapraklar, kendilerinde ilkbaharın enerjisini bulamadıklarından mıdır nedir, şu günlerde oldukça üzgünlermiş gibi geliyor bana.

Belki de üzerinde bulundukları ağaç çıplak hale geleceğinden ve kışın üşüyecek olabileceklerini düşünüyor olduklarından!..

Neden olmasın?

*

İlkbahardaki tazeliklerini koruyacak,

Canlılıklarını yaşayacak,

Kuşlara, böceklere cömertçe davranarak, onlara güneşte gölge, yağmurda dulda olabilmeyi sonbaharda da yapabileceklerini sanıyorlardır ya, artık bu mevsimde her şey ağır gelmeye başlıyor onlara.

Belki de ondandır sonbaharda yaprakların böylesine hüzünlü oluşları!..

*

Tıpkı biz insanoğlu gibi.

Tıpkı gençliğimizde her şeye direnç gösterip, yaşlılığımızda en küçük bir darbeye dahi karşı koyamayışımız gibi, yapraklar da sonbaharda en hafif bir rüzgârın esintisiyle birlikte kopup ayrılıyorlar ağaç dallarından.

Ne var ki İlkbahar; yapraklar için de bizim için de uzun süreleri değil.

O nedenle kıymetini bilmek gerek baharların.

Özellikle de baharın ilkinin!..

*

Tıpkı biz insanoğlu için, ilkbaharımız olan delikanlılık yaşlarımızda birbirimizle oynaştığımız, birbirimize kurlar yaptığımız gibi,

sıkıntılara direnip, sevinçlerimizi çılgınca yaşadığımız gibi, yapraklar da üzerinde barındırdıkları kuşlarla cıvıldaşıp, böceklerle kucaklaşırlarken, hayata anlam katmak adına birbirleriyle yaşam alışverişi yapıyor olmalılar, diyorum ben. 

Birbirlerine yaşama  umudu ve direnci aşılıyor olmalılar.

"Umut olmalılar" diyorum, karşılıklı olarak birbirlerine.

*

Ve onlar; belki de biz insanoğlundan çok önceleri hayatın bir alışveriş olduğunu bildiklerinden, birbirlerinin alışverişlerinde sanırım birbirlerine hak geçirmiyorlardır da!..

Kim bilir; birbirlerine zarar vermeden, bir bahardan diğer bahara kadar insanları kıskandırırcasına birbirleriyle dostane bir şekilde yaşayıp gidiyorlardır.

*

Sahiden de öyle.

Bunu görmemek mümkün değil.

Kuşlar, kimi zaman yaprakların altına, ya da üstüne tünerlerken, yapraklar o hayvanları kim bilir hangi tehlikelerden koruyorlardır.

Nelere karşı kendilerini güvende hissediyorlar, bu güveni sağlayan yaprağa teşekkür bile ediyorlardır, hayvancıklar.

Biliyorum ki onların arasında hiçbir iyilik karşılıksız kalmıyordur.

*

Lütfen abarttığımı düşünmeyin,

Keşke onlar konuşabiliyor olsalar da birlikte yaşadıkları diğer canlılarla aralarında geçen diyalogları bizimle paylaşıverseler.

*

Nasıl olur ama!..

Ne muhteşem bir şey olur!..

Biz insanoğlunun tabiata,

Dolayısıyla ağaçlara,

Kuşlara,

Böceklere,

Ormana,

Ormandaki nebata, nasıl da vahşice davrandığımızı bir de onların ağzından dinlesek de bize nasıl isyan ettiklerini kulaklarımızla duyarak,

Vahşiliğimizi,

Acımasızlığımızı,

Açgözlülüğümüzü,

Doymak bilmez tavrımızı, bu nedenle de içler acısı durumumuzu, onlardan -yani birinci ağızdan- bir dinlesek diyorum.

Dinlesek de onlar da birbirleriyle biz insanoğlu gibi diyalogdan çok, monolog mu yapıyorlar, yoksa monoloğu bir tarafa bırakıp, sahiden birbirleriyle diyalog içindeler mi, onlar anlatmış olsalar da biz de öğreniversek.

Hani öyle bir şey olsa keşke!..

Ancak biliyorum ki böyle düşünmekle, olmayacak duaya amin, diyorum ben.

*

Biliyorum benim böyle düşünmem bile saçma ya, yine de ben; ilkbaharda yapraklarla kuşlar, börtü böcekler birlikte yaşayıp birbirleriyle hasbıhal olurlarken, aralarında konuştuklarını, hissettiklerini, birbirlerinden etkilenip etkilenmediklerini bilmek isterdim.

*

Hem hangi birimiz istemeyiz ki.

Düşünsenize, taptaze ve gücü yerinde genişçe bir yaprak,

Düşünsenize, yaprak; yarın kelebek olacak ve çok kısa ömrünün geri kalanını yine kendisinin üzerinde geçirecek olan tırtılın karnını doyururken neler konuşuyor olabilirler!..

Tırtıl, tırtıl olma halinden kelebeğe dönüştüğünde, renkli kanatlara, albenili bir şekle büründüğünde, o yaprağın üzerine konarken, acaba bir kaç zaman önce sürünerek, yaprağa tutunmaya çalışan, orada karnını doyuran tırtıl, kelebek olduktan sonra onun üzerinde uçarken, yaprağa hava atıyor mudur acaba?

Atıyorsa bile kelebek (eski tırtıl) yaprağa neler söylüyordur, yaprak da ona nasıl cevap veriyordur, sizler de böyle bir diyaloğa şahit olmak istemez miydiniz?

Ya da böyle bir şey olmuş olsa, bunun nasıl olduğunu ve bize neler katabileceğini merak etmez miydiniz?

*

Her neyse efendim...

İlkbaharda bütün bunlar yaşanırken, sonbahara doğru, tırtıl kelebeğe, kelebek toprağa dönüşürken (ölürken yani), yaprak da yeşilinden sarıya, kimi yerlerinde kırmızılaşmaya başlayarak, yavaş yavaş eski halinden herhangi bir eser kalmadan, artık vakit gelip de toprakla buluşma süreci başladığını fark edince, kim bilir ne sıkıntılar çekiyordur.

Ne ağrılar yaşıyordur kendini dalından koparmaya azmetmiş rüzgârlara direnebilmek adına...

Kim bilir nasıl da isyan ediyordur, ya da arıyordur eski halini ya, herhalde o da biliyordur, kendileri için artık ilkbahara geri dönüşün olmadığını!..

Çaresizce, bir yerde, bir esintiye teslim olacak ve kim bilir nasıl bir acı çekerek, o esintinin önünde ilkbahar anılarını dahi düşünemeden, belki de tıpkı insanoğlu gibi 'ölüm' gerçeğiyle yüzleşecektir, yaşlı yaprak.

*

Biliyor musunuz, sonbahar rüzgârları ne kadar da acımasız oluyor.

Hani biraz daha zaman verseler de şöyle tutunduğu dalıyla vedalaşma zamanı olsa yaprağın!..

Üzerinde zor bela taşıyor olduğu böceğine;

"Artık bu benim son direnişlerimdir. Seni daha fazla barındıramayacağım, sen kendine,  kendinin barınacağı bir başka yer seç" diyebilse.

Diyor mudur, doğrusu onu da bilemiyorum.

Bildiğim bir şey var ki, ilkbaharda doğan yaprağın, sonbaharda mekân değiştiriyor olması, beni üzüyor.

Üzülüyorum daha doğrusu.

*

İlkbaharda nasıl da güçlüydüler ve nasıl da ilkbahar rüzgârlarına direnebiliyorlardı.

Nasıl da "İstediğin kadar es, vız gelir tırıs gider" dercesine, müthiş bir özgüvenle direnirlerken, rüzgârın esintilerine, sonbaharda teslim olmak zorunda kalacağını bilebiliyor muydu kim bilir?

"Bilmesi mi, bilmemesi mi daha iyi?" diye soracak olursanız, bilsin istemezdim ben.

Bilmemeleri daha iyidir, diyorum bu küçücük aklımla.

*

Düşünüyorum da onlar, insanoğlundan daha mı şanslılar ne!..

Belki de daha şanslılar!

Ve yapraklar; bir sonbaharda esen rüzgârın hışmıyla bırakıveriyorlar kendilerini toprağın koynuna.

Yüzleri solmuş,

Damarları ortaya çıkmış,

Daha doğrusu onlar da biz insanoğlu gibi yaşlanmış bir şekilde... 

İnsana yaşama sevinci verme yerine, daha çok hüznü anlatmakta bu kez!..

Nasıl hüzünlenmesinler ki,

Bir ağacın dalında doğup, bütün güzelliklerini orada yaşayan,

Kuşların şarkılarına orada eşlik eden,

Börtü böcekleri üzerinde misafir ederek, onların da tıpkı kendisinin yaşadığı gibi yaşamasına vesile olan yapraklar, ömürlerini tamamlayıp, tutunduğu daldan kopup geldiği toprağa dönüş yaparken, belki de bize:

"Ey insanoğlu, ben de tıpkı sizin gibiyim. Köküm toprakta. Topraktan geldim toprağa gidiyorum." diyerek, gözlerimizin önünde bırakıveriyor kendini toprağın yumuşak bedenine, ya da asfaltın sert yüzüne...

Biz de onları hüzünlü bir şekilde seyrediyoruz.

Ta ki yeni bir ilkbaharlarda doğana dek...

*

Bu pazar gününde; bütün yüreğinizle ilkbahar mutluluğu ve huzurunu yaşamanız dileğimle, sevgiyle kalın efendim.

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.