• DOLAR
  • EURO
  • GRAM
  • ÇEYREK
  • YARIM
  • CUMHURİYET
  • PETROL

Sinema politikası

28 Mayıs 2022 Cumartesi

Her ne kadar dünyanın farklı yerlerinden yeni ve tehlikeli virüs haberleri gelmeye devam etse de biz koronavirüs ile olan imtihanımızı sonlandırmaya çalışıyoruz. Pozitif vaka sayılarının iyiden iyiye azalmasıyla birlikte gündelik hayatta maske kullanımının neredeyse bittiğini görmek mümkün…

Durum böyle olunca da normal yaşantımıza hızlı bir dönüş yapmış olduk. Bu normale dönüş sürecinde bizlere eşlik eden sanat dallarından biri de sinema oldu. Pandemi yüzünden sinemalarda yayınlanma fırsatı olmayan eski tarihli yapımlar şimdilerde vizyonda ve seyircileriyle buluşmayı bekliyor.

Bu durum her ne kadar yapımlara ikinci bir şans sağlamış gibi görünse de dönemin şartlarında yazılmış senaryolar, iki sene sonrasının Türkiye'sinde vizyona girince ne kadar ilgi görecek gerçekten merak konusu…

Zamanının ötesinde yazılan senaryolara sözüm yok onlar tabii ki herhangi bir adaptasyon sorunu yaşamadan seyircisi ile buluşacak ve hak ettiği gişeyi alacaktır! Ancak bazı filmler var ki bunlar dönemlik işler olarak tanımlayabileceğimiz senaryolar ve aradan geçen zaman bu yapımların hem senaryo hem de çekim teknikleri açısından bir hayli geride kalmalarına yol açtı.

Bu konuyu neden bu kadar önemsiyorum, çünkü zaten gelişme açısından en fazla zorluk çeken sektörlerden biri olan sinema, pandemi ve dijital kanal kıskacı arasında sıkışmışken bir de eski tarihli işlerin yeniden servis edilmesiyle birlikte iyi bir yola gireceğini düşünmek bana pek mümkün gelmiyor.

Yerli yapımların yabancı yapımların önüne geçmeye başladığı bir sürecin adeta bıçakla kesilir gibi sekteye uğramasının ardından sinemamızın yeniden toparlanması ve eski gücüne kavuşması için vizyona girecek yapımların doğru seçilmesi büyük önem taşıyor.

Sadece emek verildiği için bazı yapımları illa ki seyirciyle buluşturmak Türk sinemasının parlamaya başlayan ışığına olumsuz etkisi olabilir. Pandemi nedeniyle vizyon şansı bulamayan ve maddi manevi kayıplara neden olan yapımların iki sene sonra yeniden vizyona sokulması belki maddi zararları bir nebze azaltabilir, ancak seyircinin Türk sineması ile yeniden küsmesine de yol açabilir.

Pandeminin kötü etkilerini kırmayı başaran son yapım Bergen filmi oldu. O da daha erken tarihte vizyona girecek olan ve sonrasında pandemi yasakları nedeniyle seyirciyle buluşamayan bir yapımdı.

Ama yukarıda da bahsettiğim gibi zamansız senaryosu ve sinema seyircimizin biyografik yapımlara duyduğu ilgiyi doğru yakalamış bir proje olduğu için hızlı bir ivmeyle zararını telafi etti ve sadece sağladığı kazançla değil aynı zamanda verdiği mesajlarla da kendi gündemini oluşturmayı başardı.

Beklemiş bir yapımın böylesi bir başarı kazanmasından etkilenen diğer yapımcılar da ellerindeki filmleri birer birer vizyona sokmaya başladı. Bunların kaç tanesi Bergen'in gişe rakamlarına ulaşır bilinmez ancak bazıları seyircinin Türk sinemasıyla arasına yeniden mesafe koymasına neden olacak işler olacaktır hiç kuşkusuz!

Doğru bir sinema politikası oluşturmanın ve önceden belirlenmiş hedeflere ulaşmak için çabalamanın zamanı geldi de geçiyor. Bu tarz beklenmedik kırılmaların sektöre verdiği zararı en aza indirmek adına yapımcıların ve oyuncuların güvence altında olmalarını sağlayacak bir politikamız olması gerekiyor.

Sadece para alışverişini düzenleyen ve bilet satışlarının ne kadar sağlıklı ilerlediğini gösteren sistemlerin bir sanat dalının daha ileriye gitmesine sağlayacağı fayda çok da büyük olamaz.

Sinema sektörümüzü bu tarz beklenmedik felaketlerden korumak adına önemli adımların atılması gerekiyor. Büyüyüp çiçek veren bir ağacın kuruyup ölmesi kimseyi mutlu etmeyecektir.

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

DİĞER YAZARLAR