Arslan KÜÇÜKYILDIZ

Arslan KÜÇÜKYILDIZ

Onlar neredeler?

A+A-

Bir insana, ülkeye, millete, fikre gizli veya açık düşmanlık yapılabilir. Yol ve yöntem sınırsızdır. Güçlüyseniz, savaş ilan eder, askerle, ticaretle, bilimle, basınla, sinemayla yenip yok edersiniz. Düşman güçlüyse bu kolay değil; içten veya dıştan yıkmaya çalışırsınız. Ya çok güçlüyse? O zaman yanına süzülür, sızar "Var mı bize yan bakan!" der, kraldan çok kralcı geçinir, değişik yollar denersiniz. Değerlerini yok eder, iktidara, muhalefete, iktidarın da muhalefetin de muhalefetine sızar, böler, parçalar yönetirsiniz. Çok eskiye gitmeye gerek yok; İslâm düşmanı Muğiriyye adlı bir topluluk Hz. Ali'ye gelip -haşa- "Sen tanrısın" demişti. Hz. Ali, bunların birkaçını tutup ateşte yaktı. Bazı Atatürk düşmanlarının Atatürkçü geçindiğini hatırlayın. Düşman bütün varlıklarınıza, değerlerinize tek tek saldırır, açıkça yapamadığını sinsice, işbirlikçiler bularak yapar; "Bâtıl hemîşe bâtıl u bîhûdedir velî / Müşkil budur ki sûret-i hakdan zuhûr ede!" Düşman bunu yapar, doğaldır. Önemli olan sizin ve yönetenlerinizin ne yaptığıdır. Esas meseleleri ele almıyor, alırken seviyesiz şekilde büsbütün çıkmaza sokuyor, üniversite rektörleri veya anayasa gibi yapay gündemlerle boğuşuyorsanız durum vahimdir.

Yok edilmeye çalışılan değerlere iki örnek verelim: Kahramanmaraş'ın Kurtuluş savaşında Kuvayı Milliye örgütlenme merkezleri olan mahalleleri, kentsel dönüşüm diye yıktığınızda -yeni nesillere anlatırken kullanacağınız malzemeyi yok ettiğiniz için- mücadeleyi de anlatamamış, bir değerinizi elinizle yok etmiş olursunuz. Niyetin halis olup olmaması hiç önemli değildir, giden gitmiştir. Sonuç kayıptır. Yine son yıllarda Türk düşmanları ilim kılıfıyla, Ömer Seyfettin'in hikâyelerinin çoğunun çocuklara göre olmadığını, zararlı olduğunu ve ders kitaplarından çıkarılması gerektiğini yaymaya başladılar. Konuyu, "Tahir Alangu'nun "Ömer Seyfeddin: Ülkücü Bir Yazarın Romanı Adlı Eserine Günümüzden Bakış" adıyla Türk Yurdu'nda yazdım. Özetle, binlerce makalede hikâyelerinin çocuklar üzerinde olumlu etkileri üzerinde durulan Ömer Seyfettin, işbirlikçi hainlerin yazdığı birkaç makalede sapkınlıkla itham edilerek karalanıyor. Türk milletinin kara günlerinde ortaya çıkan fedakâr insanların yetişmesinde önemli bir rolü olan Ömer Seyfettin'in hikâyelerini ders kitaplarından çıkarırsanız, o nesillerin devamını çok beklersiniz! Bu saldırıların binlerce örneği gözümüzün önünde olup bitmektedir. İnsansız gemimize "Ulak" yerine "Ulaq" adının konması da böyle bir saldırıdır.

Bir okurum, "Türklerin önemli meseleleri gündeme geliyor, tedbir de bulunuyor ama tedbir için çalışanların arasına hemen giren nifak, orta yerde tedbir filan bırakmıyor; birbirimizle boğuşmaktan ana meseleleri ve çözümleri gözden kaçırıyoruz." diyor. At gözlüğüyle bakanları bölme, parçalama ve yönetme işinde kullanmak çok kolaydır. Değerlerinden habersiz, uyuyan toplumlar, içte ve dışta her saldırıya açık hale gelir. Peki, Türk milletinin 'has kulları' ne yapmakla meşguller?

Türk milleti için canını ortaya koyanlar, birleşemedikleri, yok edilen değerlerinin önüne geçemedikleri için, sadece seyirci konumundadır. Bir kısmı hak adına bilerek, bilmeyerek değerleri yok edenlerin avukatlığında. Sonuç: Milletimize yapılan her saldırıyı görecek ferasette, bilgide, donanımda olmazsak yandığımızın resmidir. Hangi iktidar, güç, zaman olursa olsun, bunları haykırmaya, milletimizi her bakımdan güçlendirmeye çalışacağız. Endişelerimizde siyasi bakış arayanlar, gaflet içindedir. Dağ gibi meseleler bizi bekliyor. Mevcut durumu bütün yönleriyle ortaya koyup buna göre yeni hedef ve yöntemler belirlemezsek, yaya kalıt, ancak dünün kahramanlıklarıyla avunuruz. Türk milletinin bekası, her türlü endişenin üzerinde, ülkücü bir bakış açısıyla, sahip olduğumuz bütün değerlerin yaşatılmasına, candan geçen nesillerin yetiştirilmesine bağlıdır. Ülkücüler, Türk milleti için tek yumruk olmak zorundadır. Vebal onlaradır. Sahiplerinin unuttuğu bir davanın yürüdüğü hiç görülmüş mü?

Önceki ve Sonraki Yazılar