1. YAZARLAR

  2. Ferit Erden BORAY

  3. Neden tarih kavgası
Ferit Erden BORAY

Ferit Erden BORAY

Tarihe Tek Gözlükle Bakılmaz

Neden tarih kavgası

A+A-

Yunus der ki; "Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz..." Evet 700 yıl öncelerine kadar gitmek gerekli midir? Yoksa bizim halen ne olduğumuzu biliyor muyuz?.. Sahi sizlere merhaba diyemedim.

Üstelik sizler halen (son 10 yıllık istatistiklere göre) Türk-Müslüman milletlerin yüzde 7-8'lerindesiniz... (Boş zamanlarında, dergi, gazete ve kitap vb..'lerini okuyanlar.) Peki geride kalanlar nasıl tanımlanır, pek bilmem belki de trene bakar gibi bakmayı yeterli sayıyorlar...

Belki de bazılarımızın anlatımıyla bahse geçen trenin seslerini, ışıklarını "selam" zannedip çeşmeye mi gidiyorlar dersiniz... Değerli okuyucular konumuz elbette ki bu değil, on beş yıl öncelerine kadar Namık Kemal Zeybek'in İstanbul'da yayımladığı "Yeni Türkiye" gazetesinde köşe yazılarım çıkardı.

Ancak bizler son üçüncü kuşak olarak sanırım yorulduk deyip, kenara çekildik... Sen misin çekilen? Eğer mayanızda asırlardır süregelip vaz geçemediğiniz tarih kökleriniz varsa ve halen sizin birebir hem görüp okuyup hem de yaşadıklarınızı bile bile tamamen de saptırıp, size tarih diye yutturan çıkmaya başladı.

Madem düşünüyor, yazabiliyorsanız, hiç değilse en azından son 200 yılın geçmişini doğru belgelerle taramamıza kim engel olabilirdi ki? O zaman da geçmiş asırların tarih kapısını arkasına kadar açmaya başlarsanız, durmadan çalışır sonucunda bugüne geldiğinizde 22 kitabınız yayımlanır.

Birden yakın tarihimizin kurucu lideri sayılan Gazi Mustafa Kemal'in şu sözleri önüme geldi:

"Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işleri yapmak için, önce kendisinde güç ve kuvvet bulacaktır..." İşte bu kapı açılınca hep birlikte sorduk kendimize, neden tarih kavgası?

Öğrendikçe, hangi yaşta ve meslekte olursak olalım, geçmişlerimizi öğrenmeye çalışmak ve merak etmek konuların başında gelir. Eğer asırlardır süre gelen millet olarak ecdadımızın dünya tarihindeki geçmiş asırlarda oynadığı rolleri öğrenmek elbette ki yararımıza olacaktır.

Berthold Brech diyordu ki:

"Büyük sıçramayı gerçekleştirmek isteyen birkaç adım geri gitmek zorundadır. Bugün, yarınlara dünle beslenerek yola çıkılabilir..." İşte buradaki asıl anahtar sözcük de zaten buydu.

Anlaşılıyor ki, şimdiye kadar yerli, yabancıda olan kaynaklar, Türk tarihi için çok şeyler yazdılar. Fakat bu yazılanlardakileri iyi anlamak ve yorum yapabilmek bazen de çok etkili şekilde şaşırtıcıdır.

Özetle bakıldığında ise görülüyor ki bu eserlerde öne çıkanlar "övme ve yerme"lerin ötesinde daha çok kitlelere göre hamaset de satanlar şeklinde anlatıldı.

Üstelik bunların bizim yakın tarihimize yansıması ise daha çok yüzde 70'leri bulan cahiliye halkında Osmanlı sonrası var oluşu zihinlerinde yaratılmıştı.

İşte bu özel köşe yazımızda dikkat ettirmek istediğimiz konu, bu abuk sabuk alabildiğine kısaltılmış tarihten kopmadıkça, her zaman karşılıklı tarihimiz için çok kolay kavga edebilme zemini getirdiğidir.

İşin kötüsü Tanzimat döneminden beri aydınlarımız, gerçek yaşamış oldukları olaylarda bile hiçbir zaman sebep-sonuç kavramını öncelikli saymadı. Uluorta günün getirdiği rüzgârlara göre gördüklerini kendi görüşleriyle süslendirip, bize yaşanmış en doğru tarih anlatımı olarak sunmayı yeğlemişlerdi.

İnsan bazen düşünüyor ve hayıflanıyor da, keşke en azından yüz yıl öncesinin koşullarında yaşayan halk ve aydınlar, birliktelikler ve bağımsızlıklar gibi kitlesel bir bütünlükte nasıl buluşabilmişti?

Hele günümüze kadar süregelmiş devletin de resmî kurumların duvarlarında tabela olmuş sözlerde: "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir" diyor. Diyor da, bunun gerçek anlamını yeterince anlayabildik mi? Ben pek sanmıyorum. Gerçek ne yazık ki budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.