1. YAZARLAR

  2. Erol Sunat

  3. Nazar mı değdi bize?
Erol Sunat

Erol Sunat

Nazar mı değdi bize?

A+A-

Biz böyle değildik, halden anlardık, hoşgörümüz, tatlı dilimiz, güler yüzümüz, sevgimiz ve saygımız tamdı. Büyük bilirdik, küçük bilirdik. Yol bilirdik yordam bilirdik. Edep bilirdik adap bilirdik! Büyüğümüzün karşısında sesimiz yükselmezdi. Kimse kimseyi ezmezdi. Kimse kimseye tepeden bakmaz, hor ve hakir görmezdi! Derdi olanı yüzüne bakar bakmaz anlardık!

Ne oldu bize? Ne bu içimizde ve dışımızda sönmeyen yangınlar, dinmeyen öfkeler?

Yangın demişken, en bariz yangın mutfaklarda, yangın esnafın dükkânında, yangın asgari ücretlinin, emeklinin, dar gelirlinin, işsizin cebinde, cüzdanında…

Enflasyon, sokak ekonomisi, marketler, çarşı-pazar, doğal gaz, elektrik ve su faturaları, kredi kartları, elden borçlar hepsinin toplamı eşittir, yangın var!

Mutfak yangınlarına şimdilik kimsenin müdahale ettiği yok!

Yananı çok şükür ki, Allah görüyor, yoksa kullara kalsa, kulun kula acıyacağı da yok, insaf ve merhamet edeceği de…

2020’de Korona insanları cayır-cayır yaktı. İnsanlar en sevdiklerini toprağa verdiler. Ciğerler yandı. Yangın ciğerleri yaktı geçti. Kalpleri harabeye çevirdi. Öyle yandı ki insanlar, küllerin üzerinden hâlâ dumanlar yükseliyor.

Alevleri ve yangınları görmesi gerekenler, ne 2020’de gördüler, ne de yeni giren 2021’de…

Dilerim, bu yılın adı yangın yılı olmaz, yanıp kavrulduğumuz yıl olmaz!

Dahası, maske deyince, koku almayan, kokuyu hissettirmeyen maskeler mi taktık acaba?

Maske tak, mesafeni ayarla…

Hem koronadan korusun, hem de mutfak dahil her yönden gelen yanık kokularını duyurmasın!

Olabilir mi?

Neden olmasın diyenleri duyar gibiyim!

***

2020’den  bu yana insanların hesabı-kitabı şaştı! Eskiler evdeki hesap çarşıya uymaz derlerdi ya… Evdeki hesap Koronaya da uymadı, mutfak yangınına da…

Fiyatların cebimizdeki parayla dalga geçer gibi olması da cabası...

Gelir-gider çarkları bırakın dönmeyi, bu denge karşısında çaresizlikten kırıldı, döküldü, parçalandı.

Özellikle 2020’den beri mutfağın belalısı olan ürünler, fiyatlarıyla geçit vermez kale gibiler!

Milletin ağzı-dili söylemese de, hali, ahvali yangın var diye bağırıyor, Türk Milletine ait olmadığına kesinlikle inandığımız cümleler meydanlarda cirit atıyor!

Bu cümlelerle, kendi insanımızı unuttuk, Suriyeli sığınmacılar şu anda bizden daha mesut, daha bahtiyar, daha rahat, hem şehirlerimizin, hem de hayatın tadını çıkarıyorlar!

Sadece, halimizi soranlara anlatıyoruz derdimizi. Açız diye, ekmeğimiz yok diye, mutfağımız yanıyor diye, yangın var diye, feryat etmeyi, yaygara koparmayı, sokaklara dökülmeyi edepsizlik ve terbiyesizlik sayıyoruz! Bizi anlamasını, görmesini ve elini uzatmasını beklediklerimize derdimizi anlatma yöntemimiz bu bizim.

Yananı gören Allah, kimi uyaracağını, kimin dikkatini çekeğini bilir diyor, bekliyoruz.!

***

Ağlamayan çocuğa meme vermezler diye bir söz geçerli her yerde…

Kıyıda köşede sessiz sesiz ağlayanlara, ağladığım görülmesin, duyulmasın diyenlere,

Kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyenlere,

Kapımıza gelmedi, listelerde adı yok, ne bilelim fakir fukara olduğunu,

Fakir diye, alnında mı yazıyor denilenlerin görülmediği, bilinmediği, araştırılmadığı,

Bulunmadığı bir ortamda, bu söz Türk Milletine ait bir söz olabilir mi?

Bir zamanlar benim milletim, fakir ve fukarasını bilirdi,

Konuşamayanın sesi, bulunamayanın, bulunmasının vesilesi olurdu!

O gariplerin, o kimsesizlerin, o çaresizlerin,

Mutfak yangınlarını, yürek yangınlarını söndürürdü.

***

“Gemisini Yürüten Kaptan”,  sözü 2018 yılının Ağustos ayı ortalarından bu yana pek bir geçerli…

Çıkarcıların, fırsatçıların, göz boyayanların, fırıldakların,

Yalancıların, tokatçıların, açıkgözlerin,

İnsanların sırtından geçinmeyi alışkanlık haline getirenlerin,

Üç kâğıtçıların gemisini yürüttüğü bir ortamda,

Böyle bir söz Türk milletinin karakterine uygun mu?

Bir zamanlar benim milletim, böyle kendini bilmezleri, haddini hududunu aşanları,

Kul hakkına girenleri hoş görmez, daha işin başında ipliklerini pazara çıkarırdı!

***

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, sözü de ben bu millete kesinlikle ait değilim diye bas-bas bağıran bir cümle de olsa, bazılarımızın çok hoşuna gitti. Dahası işine geldi.

Bu söze, denize düşen yılana sarılır dercesine yapıştık, yeni bir liman bulmuş gibi sığındık. Mal bulmuş mağribi gibi kaptık.

Hani milletin derdi ile dertlenecektik ya… Hani ne derdi sıkıntısı varsa çözecektik ya… Kimse aç-açık kalmayacaktı ya… Fakir-fukara, garip-gureba yalnızlığını, çaresizliğini hissetmeyecekti ya…

Laflar uçtu gitti… Ortalık yangın yerine döndü…

Bu yangın söner mi?

Bir zamanlar benim milletim, yanarsa yansın, yangın benim eve, benim şahsıma sıçramadığı sürece beni ilgilendirmez de demezdi!

Nazar mı değdi bize?

Ne oldu o güzelim hasletlerimize?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.