1. YAZARLAR

  2. Ferit Erden BORAY

  3. Milletten Cumhuriyete gelinen yolda ne olduk?
Ferit Erden BORAY

Ferit Erden BORAY

Milletten Cumhuriyete gelinen yolda ne olduk?

A+A-

Çağdaş demokrasilerde söz konusu olan özgürlük toplumsal ve uygar insanın da özgürlüğüdür. Bu nedenle insan özgürlüğünü düşünürken bu halkların en sonunda bütün MİLLET'in (ulusun) ortak yararı ve devletin varlığını göz önünde bulundurmalıdır.

Peki asırlardır süregelen, kökleri belli olan Türkiye devletinin yönetim sistemi temelde ne olmalı? Hakların millet olup, kitlesel bütünlüğü sağlanmış ise yönetim hedef koyan insanlar, yükseklerde uçanlar düşme ihtimalini zor duyarlar. Umut ise insanın doğasının oksijenidir.

Bir farkla ki, bu kadar yüksek basamaklara kadar tırmananlar, temelleri olan Türklerin asırların her döneminde izler bırakarak, devletler kurup devletler batıracak tarihin en büyük tecrübeleriyle gelmişti. Ancak en azından 25 asır öncelerine kadar uzanan milletin ne yazıktır son basamağında olanların ise asıl sayalın beş temel unsurdan sadece birini seçmiş.

Millet kültürlü-Dil'i, Din'i, atasal töreleri ve temeldeki ateş gücü olan Ordu kavramlarını. Evet bütün bunlardan sadece birisi olan İNANÇ-DİN kavramının ötesinde kalanlar onlar için sadece yola çıkılan trenin, basamak taşları olmuştur.

Bu basamakları öğrenebilmek için adına tarih denilen bilgelerden alabildiğine yoksun kalmak olmuş.

Daha önce bu konuda hazırlanmış olan eserlerde görüldüğü gibi TARİH DEYALEKTİĞİ bir dizi örnekleri sınırsızca tekrarlama kolaylığıdır. Kuşkusuz tarihi de yazarken çoğu kez OLUP BİTEN GERÇEKLERİ zaman ve dizinsel bir perspektif içinde gösterebilecek durumda da değillerdir.

Belgeler el verince, ama tarih elverirse bütün bunları bulmak için insan ilerde tarih yaşamını yapmak zorunda kalmaz. Gerekirse olguların şifrelerinin de ilmi çözülerek derin anlamlarını ortaya çıkmak gerek.

Eski ve orta çağlarda asırlardır TEOKRATİK yapılanmayla geliştirilen MONARŞİK İADE SİSTEMİ'NİN var olan şemsiyesi altında yaşamları sürdürülen ve halk denilmiş topluluklar ola gelmişti, asırlardır.

Ancak bilinen Hristiyan ülkelerde-Kral öldü, yaşasın kral... denilirdi hep. Doğudaki Türk-İslam dünyasında ise pekte farklı olmayan-e Padişahın çok yaşa" sözcükleri özellikle Ümmet mantığı içinde devletini yönetenlere karşı saygınlık sözleriydi sadece.

Değerli okuyucularım, bütün bunların ötesinde konuyu özetleyen ünlü düşünür Francis BACON der ki:

"Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir. Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir.. Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafalarımıza yerleştirdiklerimizdir." diyordu. Evet bunu gelin kendimize soralım.

En azından asılan bireylerin geçmişteki köklerini iyi bilmek esas olmalıdır. Eğer en kısa geçmişteki 19. Yy. dönemlerine bakıldığında adı OSMANLI da ile devletimizin, Tanzimat öncesinde başlatılan ve adına da BATILILAŞMA denilen medeniyete tırmanma aşamasında ki birebir gerçekleri bilemez isek...

20. yy.la girilen Platonik ise HÜRRİYET VE DEMOKRASİ şuuru ile Cumhuriyete dönüşüm dönemleri açık biçimde yaşamış ise.

Eğer bu yenileme temelindeki basamakları basında MİLLET kavramı oturtulmuş değilse. O dönemin aydınları arasındaki Gazi Mustafa Kemal'in sözleri de:

"...Eğer memleketin felakete sürüklenmesini istemiyorsak.. derhal bütün yokluklara rağmen harekete geçmeliyiz. ŞÜPHESİZ TÜRKİYE'Yİ TÜRKLERE TESLİM ETMEK GEREKİR... FAKAT SATILMIŞ TÜRKLERE DEĞİL" dendi.

Birden hatırlayıp, soracak olursak, karşımıza da "Asıl olan bizlerin kendi geçmişlerimize karşı" öz eleştiri yapmaktan kaçtığımız ve tarihsel boyutlarda tüm dünyanın devamı için kıyaslamalar yapmaya hiçte yanaşmadığımızdır.

Ancak içinde yaşamakta olduğumuz günleri gelişin basamaklarını, arterlerini anlayarak ve de sıkı bir araştırmayla incelemez isek, karşımıza bizim için de asıl sayılan beş temel unsurlardan sadece birisini "Din'le alıp iktidar edenlerin AKIL ve AHLAK mantığından tamamen uzaklaşmış olduklarını göreceğiz.

Değerli okuyucuların, gelin günümüzde bire bir yaşadığımız sivri çıkışlara bir bakalım mı?

560 yıl önce ünlü Türk başkanı II. Mehmet/Fatih'in büyük bir çıkışla, tarihin en uzun ve son imparatorluğu DOĞU Roma yada Bizans'ın yenilerek Konztantinopolis'in fetih edilmesiydi kuşkusu.

Ancak bu tarihin geçmişinde kalan ve AYASOFYA tasini siyasi amaç için kullanan iktidarın, be kez de gerçek tarihi hemen hiç bilmedikleri ortaya çıktı.

35 yıl önce hocam olan rahmetli ünlü Prof. Dr. Süheyl Ünver'in yazmış olduğu 5 ciltlik kitabında ki Fatih Sultan Mehmet defteri bölümleri son derece açıktır.

Onun 1453'te kurduğu vakıf, aslında 1479 de oldu. Prof. Ünver'in "İstanbul Risaleleri" adlı kitabında da hemen her şey açıktır. Bunları doğru okumayanlar, bu kez kendilerince bir vakıf fetvasından bahsediyorlar. Devlet adına 24 Temmuz Cuma açılışından sonrasında fetva verir gibi Ayasofya konuşan  Diyanet işleri Başkanı, yakın tarihi kurtuluşu ve kurtarıcıları tamamen çöplüğe atar gibi beyanat vermişti.

Oysa bir tarih gerçeği daha vardır, Fatih'in Ayasofya'daki bir fetvasında der ki:

"İstanbul'da edindiğim yerleri ecnebilere (yabancılara) satanlar, Allah'ın gazabına uğrasınlar.." der.

Bunu açıklamaya lüzum sanırım imdi yoktur.

Üstelik büyük hakan FATİH'in bir yönü daha var:

"AKLI ÖLDÜRÜRSEN AHLAKTA ÖLDÜR. AKIL VE AHLAK ÖLÜRSE MİLLET BÖLÜNÜR. KADIYI SATIN ADLIĞIN GÜN İSE ADALET ÖLÜR. İŞTE ADALETİ ÖLDÜRDÜĞÜN GÜN DEVLET ÖLÜR."

Diyen Fatih Sultan Mehmet'i bunlar hemen hiçbir zaman anlayamadılar. Aynen kurtarıcı lider Mustafa Kemal Atatürk'ü hemen hiç anlayamadıkları gidi.

İşte köşe yazımızda asıl olan temellerdeki beş basamağın sadece DİN kavramını almış, beldifli destek olsun diye eski tarihten bazı taşır başlarını da tabela yamayı sanki fazlaca benimsemiş gibiler mi...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.