1. YAZARLAR

  2. Ferit Erden BORAY

  3. Milletler devlet olunca yönetenlere devlet adamı denirdi eskiden ya şimdi?
Ferit Erden BORAY

Ferit Erden BORAY

Milletler devlet olunca yönetenlere devlet adamı denirdi eskiden ya şimdi?

A+A-

 

Kabul edilmelidir ki hamasetler dışında ülkeyi yöneten üst düzey bürokratlarına DEVLET ADAMI denilirdi, saygınlıkla… Veya aynı dönemlerde Cumhuriyet kurulduktan sonra yaşanılan eylemlere başarı veren başı çekenler için de EYLEM ADAMI denirdi.

Kuşkusuz düşünce ve eylem ilişkileri arasında nasıl bir denge kurulmuştur, diye sorabilirsiniz… Tanımlama doğru olmasa da bu başarının nasıl bir tür beceri olduğunun açıklanması gerekirdi.

Anlaşılıyor ki devletin yönetimindeki üst basamaklarında başı çeken kişilerin, kendilerini yönetim merdivenlerinde tartışılmaz sorumlu olduklarını da çok iyi bilen, anlayanlardan olduğu da açıktır.

Köşe yazımızda konu edinilen başarı, bireysel tutkularını onların duygularında yollarını dahi bulmak anlamına gelirdi. Çünkü asıl olan hedeflerin sonucundaki başarısı kuşkusuz SOSYAL MUTLULUKTU.

O halde devlet adamının başarısındaki amaç, toplumun özellikle içinde bulunduğu MEDENİ ÇAĞIN bütün olanaklarından yararlanarak sosyal mutluluğa verdikleri hizmetlerin onuru için taşıyabilenlerdi.

Anlaşılmalıdır ki böyle bir başarı sıralarında dört öge öne çıkar: 1- Düşünce, 2- Toplumsal gerçekler, 3- Eylem, 4- Taktik ve sistem.

Geçmiş tarihlerde bilinir ki Orta Çağ asırlarında, devlet adamı için kendi içinde nesnellikli ama bahsi geçen nesnelliğin, gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü gerçekten bir nesnellik insanı, ancak SPEKÜLATİF DÜŞÜNCE'de götürecektir, kuşkusuz.

Değerli okuyucularım, köşe yazımızda baştaki "Devlet Adamı" terimini biraz açmamız gerekecektir. Çünkü devlet adamı için asıl olan "Devlet görevinin kotarılıp, sahip olunması" kuşkusuz anlamlıydı… Fakat asıl olan bu değil, alenen tam olarak anlaşılamayan da MİLLET ya da ULUS'un kurtarılması olmalı mıydı?

İşte bu güncel olan yaşadığımız öncelikli bir tanımlamalarda yozlaştırılan ya da kutuplaştırılan Devlet'i kurtarmak ile Ulus'un kurtarılması kavramı nitelik kazanmadığı sürece bölmeyi getirecektir.

Çünkü devlet adamı olabilmek için bugünlerin kişilikleri, özellikleri bakımından üç sorumluluk vardır:

1-Devlet'e karşı sorumluluk, 2-Türk toplumuna karşı sorumluluk, 3-Kendisini, devletin yönetimindeki car olan Sıkıyönetim'e karşı sorumluluk anlayışı.

Örneğin yüz yıl öncesine bakıldığında (tüm Avrupa olduğu gibi) Monarşilerin, Hanedanlıkların savaşlar sebebiyle bitirilip yeni bir devlet kuruluşuydu. Ancak 1924 Anayasası ile birlikte yeni kurulan ve de adına CUMHURİYET denilen yönetim sisteminin kendine özgü kuralları, mecburiyetleri vardı kuşkusuz.

Ancak, TANZİMAT'tan beri devam ede gelmiş ve de adına OSMANLI İMPARATORLUĞU Devleti denilmiş, devletin yönetimdeki adı ve sisteminin Cumhuriyet oluşu yönetenlerdeki üst düzey bürokrat aydınlar için önceleri fazlaca detayları anlaşılabilmiş de değildir.

Ancak devletin yönetiminde hizmet verenler için asıl olan öncelikli olarak LİYAKAT ve eğitimli olmak esas alınırdı, aksi mümkün değildir. (Günümüzde ise tamamen, liyakatin çöpe atılıp, alaylı ya da dostane yakınlık ilişkilerinde devlete görevli getirilenler ise tartışmasız, devletin çöküşünü getirir.)

Tarihlerimizde bilindiği gibi 1926'dan itibaren bu kez devletin yönetim sisteminde yenilikler ya da Reformlar yapılması gerekiyordu. Buna tarihimizde ise DEVRİMLER DÖNEMİ adı verilir.

Aslına bakılacak olursa, Tanzimat'la beraber başlatılan Aydınlanma döneminin Osmanlı aydınları, kuşkusuz batı ülkelerinde öne çıkarılan Medeniyetin çoğu kez benzerleriyle yenilenmeyi kuranlar olmuşlardır.

Ancak Osmanlı aydınlarının olduğu gibi Mustafa Kemal Atatürk'te de, Anadolu Türklüğünü, Anadolu toprağını sağlam bir geçmiş tarihin derinlerine daldırmak ve dayandırmak zorundayız, köklerimizi anlamak adına.

Gelin yaşadığımız günlere getirip, belki de bir tür benzemeleri bulmaya çalışalım… Bahsi geçen bu "devlet adamı" motifinin ne demek olduğuna bakalım. "Adam olma şuur'una akıl, bilimi ve kültür zenginliğiyle bütünleşme biçimidir" demek doğru olurdu.

Aslolan ulusal kültürümüz, uygar ilkelerin ve de özgür düşüncelerle beslenip, güçlendirilmelidir. Buna mukabil (cahiliye mantığına dayanan) korkutma temeline, prensiplerine dayalı ahlak, doğru bir temel olmadığı gibi, güvenilir bir güvenceli ahlakta değildir.

Geçmiş yakın tarihimize, hiç değilse 90 yıl öncelerine baktığımızda büyük Lider Mustafa Kemal Atatürk'ün neden hâlen resmi kurumlarımızın duvarlarında tabela ettiğimiz, "EY TÜRK GENÇLİĞİ!" ibaresinde gelecekte olacakların, ihtimallerin kelime kelime nasıl yazıldığını, sanırım çoğumuz anlamadık bile.

Geçmiş tarihimize örneğin 900 yıl öncesine baktığımızda Hoca Ahmet Yesevi derdi ki:

"Dertsiz insan, insan değil, bunu anla, aşıksız insana hayırla bunu dinle. Gönlümüzde aşk olmazsa buna da ağla, ağlayanlara has aşkımızı bağışlatın…"

(Bahsettiğimiz aşk; milli kimlik, vatan sevgisi ve asırlardır süregelmiş atasal törelere sahip olmuş bağımsız bir devletin aşkınadır, asıl olan, eğer varsa)

Köşe yazımızda vurgulamaya çalıştığımı gelin size İbn-i Haldun söylesin: "…Özgürleşmeye talebi olmayan insana, bunu sunmak bir değer değildir. İşte bu nedenle çöküşün sonu dirilişin başlangıcıdır…"

Kendimize soralım, bugünden memnun muyuz? Eğer memnun değilsek KARARLI olup olmadığımıza bakalım.

Jan MC. Kentben der ki:

"Kararlılık keskin bir kılıca benzer, bir kerede ve dümdüz keser. Kararsızlık kör bir bıçak gibi kestiği her şeyi parçalar ve yırtar…"

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.