1. YAZARLAR

  2. Erol Sunat

  3. Mevlana diyor ki
Erol Sunat

Erol Sunat

Mevlana diyor ki

A+A-

Bugün Hz. Mevlana'nın doğumunun 813. Yıldönümü.  Hoş geldin, safalar getirdin Hz. Mevlana. Onun toparlayıcı, birleştirici, irşat edici, yol gösterici bir anlayışı vardı. Sevgi doluydu. Uyabildik mi?

Diyor ki, "Üzgünlere ve mesud olanlara yoldaş oldum / Herkes benim bir arkadaşım olduğunu sandı/ Lâkin, hiç kimse içimde biriken sırları araştırmadı / Oysa benim sırrım, şu inleyişlerin çok uzaklarında değildir./ Lâkin nerede o sırlara erecek nûru gören göz ve işiten kulak"

O sırlara erecek, o göze, o kulağa sahip olabildik mi? Sonra…

Diyor ki, "Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol." Olabildik mi?

Öyle bir aşk ateşi yaktı ki, Anadolu'nun tam ortasında. O ateş dünyanın her tarafından görülüyor, amma biz göremiyoruz. O aşk ateşine vurulanlar koşup geliyor dünyanın her tarafından ülkemize, defalarca dönüp geliyorlar gelmesine de, biz ondan da bihaberiz, söylediklerinden de.

Biz o ateşin sıcaklığını hissedemiyoruz.

Çünkü, hırçınlıktan, öfkeden, gurur ve kibirden, sen-ben kavgalarından, sizden-bizden hikayelerinden yakamızı bir türlü kurtaramadık.

Hali pürmelalimizi yazan yok, anlatan yok, bırakın artık şu anlamsız kavgaları diyen yok. Lakin kışkırtan çok, kışkırtmalardan beslenen çok, bu kışkırtmayı hayatının gayesi haline getirmişler çok.

Bir araya gelemediğimiz ondan… Bir ve beraber olamadığımız ondan… Barışamadığımız ondan…

Hz. Mevlana'ya kulak vermiyoruz. Onun Hz. Peygamberin kutlu izinden anlattıklarını dinlemiyoruz. Barışmak yerine, el ele vermek yerine, kavgalardan, sataşmalardan, laf çarpmalardan medet umuyoruz.

Sevmeyi unuttuk, kardeşliği bir tarafa attık, dostlukla aramıza mesafe koyalı çok oldu.

Aynı yoldan geçmek bu değil, Aynı sudan içmek bu değil, Yazı kışı bir olmak bu değil. Aynı dağın yeli olmak bu değil, Şarkılarımızın, türkülerimizin bir olması bu değil, Halayların horonların oynanması bu değil, Aynı sazın teli olmak bu değil, Gönüllerin duaların bir olması bu değil,  Bir Allah'ın kulu olmak bu değil, Has bahçemizin yurdumuzun bir olması bu değil, Aynı bağın gülü olmak bu değil.

*****

Hz. Mevlana, "Aynada çirkinliğini görünce aynaya kızma..." diyor. Aynalara gönül koyan kim? Aynalara içerleyen kim? Aynalara dargın olan kim? Aynalara kızan kim? Aynanın özelliği ne? Her şeyi olduğu gibi göstermek değil mi?

Madem ki, aynada yalan yok... Kendini görmek isteyen nereye bakacak? Aynaya… Halim nedir, nicedir diyen de aynaya bakacak. Ya da aynalardan bugünkü gibi kaçacak!

Gülmesini bilmeyen, kalbinde iyilikler ve güzellikler filizlenmeyen, ne görecek aynada? Çirkinliğini!

Bir anlamda da, ruhunun yüzüne aksetmiş görüntüsünü... Onun içindir ki bakamıyoruz aynalara…

*****

Hz. Mevlana, "Eden kendisine eder. Yapan bulur ve çeker. Unutma ki; kazanmak koca bir ömür ister, Kaybetmek içinse bir anlık gaflet yeter" diyor.

Sevgisiz, hoşgörüsüz, merhametsiz, acıma duygusu olmayan insan ne yapar? İnsanları kullanır, insan kullanmayı marifet sayar, işinin görüldüğü yere kadar yüzünde sahte gülümsemeler ve gülücüklerle vaziyeti idare ettiğini zanneder. Bencillik ve egoistlik konusunda zirvelerde dolaşır. İşi zamanında olmadığı an, o sevecen ve hoş görülü halinden eser kalmaz, dili bir engereğin dilinden daha zehirlidir.

Hoşgörülü, mütevazi, dürüst, tatlı dilli - güler yüzlü insanları dahi kendi emelleri için kullanmaya kalkan, işine geldiği sürece sırtını sıvazlayan, her ne iş yaptırırsa yaptırsın o insanın hakkını vermeyen, paylaşmayı ve bölüşmeyi içine sindiremeyen insanların büyük bir çoğunluğu helalleşemeden bu dünyadan gitmediler mi?  Bir çok insan, hakkını hukukunu, bu insanlar yüzünden huzuru mahşere bırakmadı mı?

Halk arasında ettiğini çekerse, çok çeker diye bir deyim vardır. Herkes ettiğini çeker. Ağlayanın gözyaşları, ahları ve feryatları ışık hızından çok daha hızlı bir şekilde ulaşır ulaşacağı yere.

*****

Hz. Mevlana, "Ey can ; kimseyi kırma. Sözden ağırı yoktur. Beden çok yükü kaldırır amma, gönül her sözü kaldırmaz" diyor.

Gönlümüzün en zayıf noktası sözdür. Gönül bir yerde umduğuna küser denmiştir. Gelin gönülleri kırmayın, yaralamayın denmiştir. O en haşin ve sert rüzgarlara karşı duran, en büyük acılara sabreden, yüzlerce, binlerce sevgiyi içinde barındırabilen gönül, bir tek söz karşısında darmadağın oluverir.

Gönül her lafı kaldırmaz denmesi de onun içindir.

Tarihin hiçbir devrinde gönüllerin imarı kanla, ateşle ve barutla olmamıştır. İnsanlara huzuru haram edenler de huzur yüzü görmediler. Birçok aile, sülale, akraba, dediğim dedikçi tavırlarla gönül kırmayı, gönülleri yapmaya tercih ettiler. Adına töre denen, gelenek denen, biz atamızdan böyle gördük denen, konu-komşu ne der, el alem ne der denen ve motomot uyguladıkları acımasız kurallarla insan gönüllerini perişan ettiler. Ne ders aldılar, ne de ders çıkardılar. Hayatlarını söndürdükleri, yaşarken öldürdükleri insanların haklarını nasıl ödeyecekler? Ölüm döşeğinde, helalleşmeye kalkanlar, helalleşseler ne olacak? Kırılan kalpler tamir mi olacak? 

*****

Hz. Mevlana, "Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz? Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?" diyor.

Bizim olmayan mal üzerinde hak iddia edip, canlar yakan, kalpler kıran, tüyü bitmedik yetim ve öksüzün malına el koyan, hakkını gasp eden, kapının önüne koyan bizler değil miyiz?

Bölüştüğümüzü sandığımız miraslar sonrasında bir avuç toprak için, araya sokulan nifak tohumlarına kanan, sonunda pişman olmasını dahi beceremeyenler kim? Ölüme gelmesin, salımdan tutmasın diye antlar, şartlar yeminler edenler neredeler? Laf başında emanetçisi olduğumuzu gururla, iftiharla, övünerek söylediğimiz o mallar ve mülkler için bunlar benim, ben kazandım, kimse benim malımın ortağı değil diye nalıncı keseri gibi kendimize yonttuğumuz, bölüşme ve paylaşmanın kenarından bile geçmediğimiz, bize hatırlatanlara düşman kesildiğimiz, aralara mesafeler koyduğumuz günleri unuttuk mu?  Bölüşemediğimiz ne, dövüşme sebebimiz ne? Nihayetinde, dünya malı dünyada kalmıyor mu?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.