Hasip Sarıgöz

Hasip Sarıgöz

Yazar

Libya...

A+A-

Yıl 1974 idi...

Yavru Vatan Kıbrıs'ta Türklere karşı yapılan kıyım uzun zamandır bütün hızıyla devam ediyordu ve Türkiye'nin yaptığı bütün uyarılar hiçbir işe yaramamıştı.

Takvimler 16 Temmuz 1974'ü gösterirken Türk Devleti tarafından; bu zulüm ve kıyımların durdurulması maksadıyla Kıbrıs'a askerî müdahale kararı alındı. Dönemin Bakanlar Kurulu tarafından alınan bu karar her yerde ve her aşamada büyük bir gizlilikle korunuyordu.

Fakat o da ne?

Karardan sadece bir gün sonra (17 Temmuz 1974) Mersin'de kurulu ve en büyük ortağı bir İngiliz petrol şirketi olan ATAŞ Rafinerisi birden bire revizyona girme kararı alarak üretimi düşürdü. "Jet yakıtı" üretimini ise tamamen durdurdu! Türk Hava Kuvvetlerinin elindeki stok bitince jet yakıtı gerçekten büyük bir sorun olacaktı...

İki gün sonra ise (19 Temmuz 1974) Lefkoşa Havaalanı'na arka arkaya 12'den fazla büyük Yunan nakliye uçağı indi. İçleri; Yunan komando subay ve erleri ile silah ve mühimmat doluydu.

Aynı gün Türk Hükümeti'ne sürpriz bir mesaj ulaştı (19 Temmuz 1974). "Libya Lideri Muammer Kaddafi'den gelen bu mesaj Türk Hükümeti'ni çok duygulandırdı. Diyordu ki Kaddafi: 'Her ihtiyacınızı karşılamaya hazırım. Uçak yollayın, istediğiniz silah ve mühimmatı verelim.' Kaddafi aynı gün Jet yakıtı ile dolu dev bir tankeri de Mersin'e (gitmek üzere) yola çıkarmıştı."

Hemen ertesi gün (20 Temmuz 1974, Saat 18.00), bir gün önceden koltukları sökülerek nakliye uçağına dönüştürülen dört DC-9 Uçağı Bingazi Vilesu Havaalanı'na indi. Gece boyunca uçaklara toplam 20 ton; 2,75 ve 5 inçlik roketler, uçaklar için motor yağı, napalm malzemesi ve 20 mm.lik top mermisi yüklendi. Bu uçaklar, 21 Temmuz günü Ankara'ya döndü. Ertesi günü bir uçak daha gönderildi.

Hatta o gece Türk uçaklarına mühimmat sandıklarını sırtlayarak yükleyenlerden birisi de Kaddafi'nin ta kendisiydi...

21 Temmuz 1974 günü Libya Lideri Kaddafi, Türk maslahatgüzarını çağırdı ve dedi ki; "Olayları yakından takip ediyorum. Bu durumda büyük devletler hemen yedek parçayı falan keserler. Hangarlarım açıktır. Neye ihtiyacınız varsa alabilirsiniz. Bizde olmayan bir şeyi de gerekli görürseniz, söyleyin, derhal biz sizin için alalım."

Derken, aradan yıllar geçti ve 29 Kasım 2010 tarihinde; Kaddafi tarafından, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na "İnsan Hakları Ödülü" verildi. O zamanın Başbakanı (bugünün Cumhurbaşkanı) bu ödülü "Biz birbirimize sırtımızı dönemeyiz" diyerek aldı.

Aradan yaklaşık dört ay daha geçti; 19 Mart 2011 tarihinden itibaren NATO tarafından Libya'ya müdahale edildi. Türk Hükümeti; önce "NATO'nun Libya'da ne işi var?", sonra da "NATO, Libya'nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir" gibi çelişkili açıklamalar yaptıktan sonra, Libya Lideri Kaddafi'nin, 20 Ekim 2011 tarihinde linç edilerek öldürülmesiyle sonuçlanan sürecin içerisinde (Zamanında Kaddafi'nin yardımına koşup güçlendirdiği Türk Ordusu'nu da aktif bir şekilde kullanarak) bizzat yer aldı...

Kaderin cilvesi deyin, iyilik yap kötülük bul deyin, isterseniz tesadüf deyin. Ne derseniz deyin, karar sizin...

Daha sonraları Türkiye, bölgesinde yalnızlaştıkça yalnızlaştı. Dostları günden güne azalırken düşmanları dağ gibi yığılmaya devam etti. Devran döndü ve emperyalistler, kan damlayan dişlerini bu sefer de Türkiye'ye göstermeye başladılar!

Ülkemizin doğu ve güneydoğusuna barikatlar kurdurarak, tüneller ve hendekler kazdırarak bir iç savaşla toprak bütünlüğümüzü parçalamaya ve millî birliğimizi yok etmeye çalıştılar. Bu olmayınca hükümetin yanlış Suriye politikasından da yararlanarak ülkemizi güneyden kuşatmaya çalıştılar! Fakat bu emperyalist kuşatma yurt içinde ve yurt dışında Mehmetçiğin canı ve kanı pahasına yapmak zorunda kaldığı harekâtlarla kırıldı.

Bu kuşatma gayreti Akdeniz'de de devam etti. Son olarak Türk Devleti, mavi vatandaki kuşatmayı yarmak üzere önemli bir hamle yaptı ve Libya ile deniz yetki alanları anlaşmasını gerçekleştirdi.

Kabul, Akdeniz'de sıkıştık!

Kabul, yapılan anlaşma doğru...

Ve bu anlaşmanın yürürlükte kalabilmesi için Libya'daki mevcut hükümetin ayakta kalması da şart.

Bu şartın sağlanabilmesi için de ne yazık ki askerî güç kullanma zarureti de var.

Biliriz ki devlet aklı her şeyi düşünür. İyi de bu emperyalist zalimler ilk defa Libya'nın üzerine abandıklarında aklınız neredeydi?

Şimdi Fayiz el-Serrac'a verdiğiniz siyasi desteği o zaman Kaddafi'ye vermiş olsaydınız her şey çok daha farklı ve çok daha iyi olmaz mıydı?

Kaddafi'yi niçin arkadan vurdunuz?

BOP Başkanı öyle istedi diye mi? Yoksa Kaddafi sizin mezhepsel anlayışınıza uymuyor diye mi?

Nedeni artık çok da önemli değil.

Çünkü Bor'un pazarı geçeli çok oldu!

Su köprüyü çoktan böldü!

BOP 'un Eş Başkanı siz değil miydiniz?

Daha önce aynı Irak'ta ve aynı Suriye'de olduğu gibi, şimdi bütün bu hatalarınızı, yine Mehmetçiğin canı ve kanıyla mı düzelteceksiniz?

Sizin hatalarınızın bedelini hep sıvasız evlerin gariban çocukları mı ödeyecek?

Gaflet ve dalaletten ne zaman uyanacaksınız?

Kandırmaktan ve kandırılmaktan ne zaman kurtulacaksınız?

 Dost ile düşmanı ne zaman ayıracaksınız?

Tam 17 yıldır tek başınıza iktidardasınız.

Doğru hamleyi doğru zamanda yapmayı daha ne zaman öğreneceksiniz?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.