Murat Sururi ÖZBÜLBÜL

Murat Sururi ÖZBÜLBÜL

Kusursuz fırtına

A+A-

Yazı, yorum ve söyleşilerimde kurların nereye kadar yükseleceğini soranlara dilim döndüğünce, aklım yettiğince, ekonomi biliminin sınırlarında kalarak cevap veriyorum. Cevap verirken de daima ne olursa ne sonuç doğacağına dair farklı farklı alternatifleri sunmaya çalışıyorum. Bütün bu anlatılarımda devamlı olarak tekrar ettiğim bir husus daha oluyor o da iç ve dış şoklar, beklenmedik bir iç ya da dış gelişmenin bütün bu öngörüleri bir anda çöpe atabileceğini de üstüne basa basa vurguluyorum.

Geçtiğimiz hafta 21 Ekim tarihinde açıklanan faiz oranları ne olursa sonucunun ne olacağını da bu şekilde anlatmış ve kendi beklentimi de piyasa nasıl olsa 100-150 baz puan artışı satın aldı, fiyatladı diyerek bu seviyeyi biraz daha zorlamak isteyeceklerdir diye ifade etmiştim. Bu noktada kurları soranlara dolar kurunun 9,50 üzerine çıkacağını ve yıl sonuna kadar çift haneyi görebileceğini anlatarak yanıt vermiştim. Bütün bunları anlatırken Halkbank davası, S400 sorunu ve CAATSA yaptırımları gibi olası dış şokların gerçekleşmesi durumunda tabloyu daha da ağırlaştırabileceğini belirtmiştim.

Neticede arka arkaya üç dış şok ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Bunlardan ilki Halkbank davasına yapılan itirazın reddidir. Türkiye Amerika'nın yargılama yetkisine itiraz etmiş ve bu konu temyizde görüşülüyordu. Beklendiği gibi ret çıktı, Türkiye'nin savı reddedildi, dava devam edecek. Bu dava da daha önce Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atila yargılanmış, suçlu bulunmuş ve hüküm giyerek cezasını çekmişti. Ortada tespit edilmiş ve ceza verilmiş bir suç varken ve bu suç kişisel değil kurumsalken hiç kimse Halkbank'ın ceza almadan bu işten sıyrılabileceğini düşünmüyor. Verilecek ceza, büyüklüğüne de bağlı olarak Türkiye'nin döviz dengelerini etkileyebilecektir, herkes bunu geçmişte benzer davalarda ortaya çıkan sonuçlar ile kıyaslayarak tahmin edebiliyor.

İkinci şok ise Türkiye'nin gri listeye alınmasıdır. Gri liste, Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Mali Çalışma Grubu (FATF) tarafında oluşturulan, kara para aklama ve terörün finansmanı konusunda eksiklikleri bulunan ve risk içeren ülkelerin yakın gözetim altında tutulması anlamına geliyor. Türkiye kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engellemede yeterli çabayı göstermediği gerekçesi ile gri listeye alınmış bulunmaktadır. Bu yatırımcılar için son derecede tedirgin edici bir durumdur ve muhakkak ki Türkiye'nin döviz dengelerini etkileyecektir.

Üçüncü şok ise ABD, Kanada, Fransa, Finlandiya, Danimarka, Almanya, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, İsveç Büyükelçileri dâhil 10 Büyükelçinin Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymaya çağırmasıdır.

Bu zaten başlı başına vahim bir durumken Erdoğan'ın 10 büyükelçiye yönelik olarak; "Talimatı Dışişleri Bakanımıza verdim, 'Bu 10 büyükelçinin bir an önce istenmeyen adam ilan edilmesini hemen halledeceksiniz' dedim." açıklaması ile ortaya çıktı.

İşin açığı egemenlik haklarımıza müdahaledir diye yaygara koparılsa da bu saçma bir söylemdir.

Öncelikle şunu söyleyeyim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) taraf olmak, AİHM'nin yargı yetkisini tanımak anlamına geliyor. Strasbourg merkezli Mahkeme, kararlarını AİHM'nin temelini oluşturan AİHS'yi referans alarak veriyor. AİHS'yi hazırlayan 12 Avrupa devletinden biri olan Türkiye de Avrupa hukukunun bu en önemli belgesini 4 Kasım 1950 tarihinde imzalayıp 18 Mayıs 1954'te onaylamış bulunmaktadır.

Hukukçular, AİHM kararlarının bağlayıcılığının AİHS'nin 46'ncı maddesinde açık biçimde not edildiği ve söz konusu maddenin 1'inci paragrafında "Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt eder" ifadeleri ile ortada olduğunu dile getiriyorlar.

Türkiye Osman Kavala davası gibi bazı davalarda mahkemenin vermiş olduğu nihai karara uyma taahhüdünü yerine getirmemektedir. Yani ortada uyarı gerektiren bir durum bulunmaktadır.

Şimdi bu üç dış şok bir araya geldiğinde ekonomiyi nasıl etkiler birazda buna bakalım. Öncelikle aşırı döviz borçlusu olan Türkiye borçlarını, borç faizlerini ödeyebilmek ve ithalata devam edebilmek için devamlı olarak dış piyasalardan borç döviz bulmak zorundadır.

Bu üç gelişme Türkiye'nin borç bulmasını zorlaştıracak ve daha pahalı bir hale getirecektir, bu durumda da kurların daha da artmaması şaşırtıcı olmaz mı?

Demedi demeyin; kusursuz bir fırtınaya giriyoruz…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.