1. YAZARLAR

  2. Murat Sururi ÖZBÜLBÜL

  3. Küresel durgunluk nasıl önlenebilir
Murat Sururi ÖZBÜLBÜL

Murat Sururi ÖZBÜLBÜL

EKONOMİ VE GERÇEKLER

Küresel durgunluk nasıl önlenebilir

A+A-

Bugünlerde küresel ekonomide bir durgunluk bekleyen ekonomistlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bugünkü küreselleşmiş, entegre olmuş dünyamızda yaşanabilecek ekonomik bir durgunluk özelikle gelişmekte olan ülkelerde son derecede olumsuz ekonomik, siyasi, sosyal sonuçlar doğurabilir ve dahası bu olumsuzluklar hızla gelişmiş ülke toplumlarına da bulaşabilir.

2. Dünya Savaşı sonrasında tüm yerkürede üretim, tüketim ve refah hızla artmıştır. Bu büyük savaş öncesinde dünyanın bir çok ülkesinde bugün tüketilen mal ve hizmetleri bulmak ve tüketmek mümkün değildi. Bugün hemen her ülkede kent, köy demeden tüketime konu olan elektrik, gaz, telefon, otomobil ve beyaz eşya ancak gelişmiş ülkelerin kentlerinde erişilebilecek, zengin kesimlere mahsus tüketim metalarıydı. Daha 80'lerde kişisel bilgisayar, internet, cep telefonu ve bir çok başka dijital cihaz sadece bilim kurgu filmlerinde görülebilen tüketim metaları değil miydi? Oysa bugün yerkürenin çok büyük bir kesiminde internet, kişisel bilgisayar ve cep telefonu geniş halk kitlelerinin tüketebildiği mal ve hizmetlerdir.

Doyma noktası

Mesela dijital ürün tüketimlerine dair birkaç örnek verirsek; 2015'te dünyanın yüzde 57'si cep telefonu kullarken, 2019'da bu oran yüzde 62 sınırına ulaştı ve yarıyı aştı. İstatistikler 2015 yılında 4.15 milyar olan cep telefonu kullanıcı sayısının, 2019 yılında 53 milyon artarak, 4.68 milyara ulaştığını gösteriyor. Bu sayının 2020 yılına kadar, 4.78 milyara ulaşması bekleniyor.

Dünyada internet kullanıcılarının sayısı 4.38 milyara ve internet kullanıcılarının oranı da %57'ye yükseldi ve bugün dünya nüfusunun yüzde 45'i artık sosyal medya kullanıcısı. Bu da 3,5 milyar insana tekabül ediyor. Oysa sadece 20 yıl önce bu oranlar sıfır seviyesindeydi.

Sorun şurada; artık bu pazarlar doyma noktasına hızla yaklaşıyor ve son yirmi yıldır görülen dijital ürün tüketim patlaması yavaşlıyor. Bu ürünleri satın alabilecek, bu ürünlere para harcayabilecek ekonomik güce sahip kitlenin tavanına yaklaşmış olduğumuzu düşünüyorum.

Tüketime konu olacak yeni ürünler piyasaya sunulamaz ise, önce talebin sonra arzın ve en nihayetinde de ekonominin durgunlaşması beklenen bir sonuç olacaktır.

Çözüm yeni bir talep dalgası yaratmak, talebe konu olacak yeni mal ve hizmetleri piyasaya sunmaktır.

Yapay zekaya sahip otonom araçlar ve kişisel yardım robotları yeni tüketim metaları olmaya en uygun adaylardır. Sağlığımızı takip eden, yaşlılara bakan kişisel tıbbi asistanımız, çağırdığımızda gelen elektrikli otonom araçlar ve sıkıcı ev işlerinde bize yardım edecek ya da güvenliğimizi sağlayacak kişisel robotlar herkesin sahip olmak isteyeceği ürünler değil midir?

İnsanlar için en önemli, en vazgeçilmez talep unsuru şüphesiz ki tıp hizmetleridir, kişiselleştirilmiş akıllı ilaçlardan, kök hücre tedavilerine, damarlarımızda dolaşacak teşhis ve tedavi amaçlı nano robotlardan yeni nesil, yapay zekaya sahip görüntüleme yazılımlarına kadar bir çok ürün pazara sunulduğu anda yoğun talep görmez mi?

Her insan temiz ve estetik bir çevrede yaşamak ister. Yenilenebilir kaynaklardan beslenen çevreyi koruyan enerji sistemleri yakın geleceğin bir diğer önemli tüketim kalemi olmaya aday değil midir?

Önemli pazar

Yapay zekanın kullanımına yönelik yazılımlar, 5G iletişim teknolojisi, nesnelerin interneti ve bigdata geleceğin en önemli üretim ve tüketim kalemleri olmayacak mı?

Üç boyutlu yazıcı teknolojisi ve bu teknoloji sayesinde kişiselleştirilerek üretilebilecek sınai ürünler önemli bir pazar yaratmayacak mı?

Bu öngörülere sadece küresel boyutta değil, bir de çerçeveyi daraltarak ülkemiz açısından bakmamız lazım.

Türkiye bugün gelişmekte olan sanayileşmesini ve kentleşmesini henüz tamamlamakta olan bir ülkedir. Geçmişin paradigma ve tüketim kalıplarına dayalı bir üretim biçimi ile geleceği yakalaması ise mümkün değildir. Gelecekte neler olabileceğini tahmin edip bu beklentiler üzerine üretim kalıplarımızı yapılandırırsak küresel rekabette bir şansımız olabilir diye düşünüyorum.

Özellikle tıp hizmetleri ve tıp teknolojileri alanında hem yetişmiş, nitelikli iş gücü potansiyelimiz ve hem de bulunduğumuz coğrafi konumun getirdiği jeostratejik imkanlar vardır ve bu imkanları kullanarak rekabette bir avantaj yakalamamız mümkündür.

Düşük sermaye yatırımı ama yüksek nitelikli iş gücü gerektiren yazılım sektörü ki, yapay zeka yazılımları da doğal olarak bu sınıfa girer, rekabette avantaj yakalayabileceğimiz diğer bir alandır diye düşünüyorum.

Sözün özü; küresel ekonomi yeni bir talep dalgası yaratmak zorundadır ve biz de ülke olarak bu yeni talep dalgasından istifade etmeliyiz, ancak bu sayede geri kalmışlık döngüsünü kırabiliriz diye düşünüyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar