1. YAZARLAR

  2. Halim Bahadır

  3. Kocamış kurt, 60 yaş ve sürekli turkuaz basın kartı…
Halim Bahadır

Halim Bahadır

Kocamış kurt, 60 yaş ve sürekli turkuaz basın kartı…

A+A-

İnsan denen dostumuz bir tuhaf yaratık vesselam... Bir yığın takıntısının yanında yaşıyla ilgili olanlar da var elbette. Bazen şairinin de buyurduğu gibi; yirmili, otuzlu, kırklı, ellili yaşlardaki kendini karşısına alıp dalaşır onlarla, bazen de barış içinde yaşamayı deneyeyim derken, yaş aldıkça kafayı yer. Mesela elli yaşına iki gün kala bir sorun yoktur da, yaş günü kutlamasının hemen ardından gelir o büyük cümle:

”Ulan bu yaşlara ne zaman geldim ben? Ben bu yaşa gelecek adam mıydım be!”

Bu, kadınlar için de geçerli bir büyük sitem ve hayal kırıklığı elbette. Hepsi için değil ama, onlar erkeklerden daha aklı başındadır ve uyum yetenekleri daha iyidir. Dolayısıyla da dertleriyle daha kolay başa çıkabilirler. Mesela boşanmış bir adam sersefil ortada kalır, gidip bir kadının eteğine yapışırken kısa bir süre sonra (o kadın da muhtemelen karısının kopyası biri olur) ya da içkiye abanır. Veya küser hayata. Öfkeli, darmadağınık biri haline gelir. Kendini sorgular, kaçar, depresyona girer, panik atak krizlerine yakalanır arada bir. Ne yapacağı hakkında bir fikri olmaz genellikle. Aynada gördüğü kendini artık beğenmez olur. Neyse, bunlar derin mevzular ve konumuzun dışında şimdilik. Başka bir yazıda bakarız kendilerine…

Efendim, medyada yirmi yıl boyunca sarı basın kartı taşıyan bir çalışan artık ciddi bir engeli yoksa, hükümet tarafından sürekli sarı basın kartı ile ödüllendirilirdi son yıllara kadar. Parlamenter sistemde Basın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü verirdi bu kartları gazetecilere. Hükümet sistemi değişince bu işi İletişim Başkanlığı üstlendi. Ve bu arkadaşlar da kartın rengini sarıdan turkuaza taşıdılar. Niye bilmiyorum.

2019 yılında bu turkuaz karta başvurmak gerekiyormuş. Meslektaşlar pek beğenmemiş, ancak ben bu işlere pek girmem. Zaten toplu ulaşım dışında pek bir halta da yaradığı yok. Kimlik olarak da kullanılıyor bu kart. Ancak ters bir emniyet görevlisine denk gelirseniz, sırf gıcıklık yapmak için elinde evirip çevirir kartınızı. Kırk yere sorar, sorgular. Tuhaf tuhaf bakar suratınıza, sanki bütün şehri siz dolandırmışsınız gibi. Bazıları olmaz efendim, bu kart kimlik yerine geçmez diye tutturur. Öfkelenirsiniz. Yahu devlet verdi bu boku ve sen de devletin memurusun, ne demek şimdi bu? Sonunda bu tatsız durumdan çıkıp gidersiniz yolunuza. İşte o durumlara düşmemek için paşa paşa kimlik kartımı kullanırım.

Geçenlerde “Vay be” diye söylendim, “bir buçuk yıldır hiçbir ulaşım aracına binmemişim.” Pandemi nedeniyle evde zaman geçirmiş, yaşadığım ilçenin sınırlarını ihlal etmemişim. Bu arada otomobilim, motosikletim hiç olmadı. Uğraşamayacağımı biliyorum. Rakıyla başımı derde sokup da ölmek ya da birilerini öldürmek istemedim. Çünkü kör kütük halde bile hiçbir güç beni o direksiyonun başına geçmekten alıkoyamaz. Bunu adım gibi biliyorum. Bu durumda yaşasın taksi parası. Varsa bin taksiye usta. Yoksa toplu taşım araçları ne güne duruyor. O da olmadı mı, bacaklarına kuvvet…

Ama yine de bu turkuazı almak gerek diye söylendim. Sonuçta hakkım bu meret… İletişim Başkanlığı ile iletişim kurmaya kalktım. Bir hatun çıktı karşıma, birkaç arama denemesinden sonra. Efendim, en az on yıldır sürekli basın kartı taşıdığımı, ancak 2019 yılında süresinin bittiğini, yenileme başvurusu yapmadığımı, kartın renginin değiştiğini bildiğimi ve artık bu karta sahip olmak istediğimi ve tabii ki ne yapmam gerektiğini sordum. Mesleğe geri dönenler için bir bölüm var, oraya başvurun falan gibi bir şeyler söyledi. Efendim, mesleğe geri dönmüyorum ben. Çalışayım ya da çalışmamayayım, bu kartı alma, taşıma, bulundurma hakkım var benim! Peki sıradan sürekli kart başvurusu yapsam ne olurdu? Olmaz efendim. İlle de o buyurduğu butona basıp işi oradan halletmem gerekiyormuş. Peki dedik ve işe koyuldum…

Sitede iş yapmak ciddi bir sorun gibi geldi bana. Neyse uğraşıp bir yerlere kadar geldik. Efendim mesleğe geri dönüyoruz ya, o geri döneceğim kurum hakkında bir alay soru çıktı karşıma. Bir de foto sorunu tabii ki. Maşallah profesyonel fotoğrafçı olmalı ki, kurumun istediği fotoyu çekip yollayalım. Biraz da onunla uğraştım. Piksel miksel hesapları tepemi attırdı. Çıktım siteden.

Bu kez acaba sıradan bir başvuru mu yapsam diye düşünmeye başladım. Basit düşün evlat! Sürekli basın kartı başvuru butonu. Orayı denedim. Fotoğraf işini güç bela hallettim bu kez. Ve kod mod işlerinin de hakkından geldikten sonra geldim sonlara doğru… 60 yaşına geride bırakmış, bu kartı, sürekli olmayanı ile birlikte en az 30 yıl taşımış olan bu faniye, askerliğinizi yaptınız mı diye bir soru soruyor kurum. Yaptım birader. Sonra. Efendim, hangi yıllar arasında. Gün, ay, yıl… Yani ben otuz yıl taşımışım bu kartı ve sizde bu bilgiler yok öyle mi? Allah Allah… Yürü be diyerek oradan da çıktım.

Vaziyeti bir arkadaşa aktardım. “Yahu sen altmış yaşını doldurdun. 60 yaş kartı denen bir şey var. Alsana ondan” dedi. “O kart 65 yaşındakiler için değil miydi” diye sordum. “Yok” dedi, “altmışlıklara da veriliyor. Yarıya yakın da indirim var.” İyi… Evden çıktım 60 yaş kartını almak için…

Gittiğim istasyonda kuyrukta pek az insan vardı. İletişim Başkanlığı’na anlatamadığım derdimi bu görevliye hemen anlattım. Önce ücretsiz kartım olup olmadığını sordu görevli. Verdim. Baktı, araştırdı, kartı bir yerlere sokup çıkardı. İptal edildiğini söyledi ve iki dakika sonra pembeye yakın, yumuşak, tatlı bir ön yüzü olan bir kart tutuşturdu elime, “Hayırlı olsun beyefendi” diyerek.

Karta bakıp bir süre gülümsedi beyefendi. Teşekkür ederek çıktı mekandan sonra.

Ve şairin yaptığı gibi yirmili, otuzlu, kırklı, ellili yaşlardaki kendisiyle kavga ede ede yürüdü yolların kıyısından… Tam 5.5 kilometre… Daha ölmedik değil mi efendim! 60 yaş da neymiş diye söylenip durdu…

Ve bir süre daha konuştu kendisiyle. Tamam, sert bir hayattan çıkıp gelmişim dedi. Ve devam o hayata. İçinde yorgunluk, kırgınlık, acı, hayal kırıklıkları, sevinçler, depresyon, panik atak, öfke patlamaları, hayaller, kaybetmişlikler, gelecek kaygı ve beklentileri var. Ve daha neler neler… Var oğlu var… Ama yine de “Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur” yollu sözü kabul etmem mümkün değildir! Köpeğim maskarası olmak yerine efendisi olmaya devam efendi! Gittiği yere kadar…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.