1. YAZARLAR

  2. Nuri Kayış

  3. Kocaman bir hayal kırıklığı
Nuri Kayış

Nuri Kayış

Kocaman bir hayal kırıklığı

A+A-

Biontech-Pfizer ortaklığının geliştirdiği aşıdan almayı çok istemişiz ama ilk etapta sembolik sayıda verebileceklerini belirtmişler, 2021 için yeni bir değerlendirme yapacaklarını söylemişler.

Bu bilgi, söz konusu aşıyı bulan iki bilim insanı, Uğur Şahin ve Özlem Türeci'yle ilgili olumlu görüşlerimi epey değiştirdi doğrusu.

Yıllardır Almanya'da yaşıyor olsalar bile ana vatanlarına karşı daha duyarlı olmaları gerekmez miydi?

Üstelik o aşının deney aşamasında binlerce Türk denek olarak kullanılmıştı.

...

İki Türk de Almanya'nın en zenginleri arasındalar.

Kurdukları şirket, aşıyı bulmalarının ardından borsada onlarca kat değer kazandı.

Hal böyleyken, "Biz ürettiğimiz aşının 40-50 milyon dozunu memleketimiz olan Türkiye'ye satmak istiyoruz" dememeleri, diyememeleri nasıl izah edilebilir acaba?

Öyle anlaşılıyor ki, Alman kültürünün etkisinde fazla kalmışlar.

Demek onlarda bırakınız bir kahvenin, doğdukları ülkenin, anavatanlarının bile pek hatırı kalmamış.

 

En yaratıcı meslek!

Yasa dışı iş yapıyorlar...

Pek çok insanın canını yakıyorlar...

 

Hak etmedikleri paralar kazanıyorlar...

Dolandırıcılardan söz ediyorum.

Hepsiyle etkin biçimde savaşılmalı, yakalananlar ciddi şekilde cezalandırılmalı.

...

Ama bunu söylerken önemli bir özelliklerini de vurgulamak gerekiyor.

Çok yaratıcılar ve zamanın koşullarına akıl almaz bir hızla ayak uyduruyorlar.

FETÖ operasyonlarının yoğun şekilde sürdüğü günlerde insanları savcılık ya da emniyetten arıyormuş gibi kandırıyor, onları FETÖ'yle bağlantılıymış gibi gösterip korkutuyor, paralarına el koyuyorlardı.

İnternetin yaygınlaşmasıyla uçsuz bucaksız yeni bir alan buldular kendilerine. Kimi "Tatil köyüne ucuz rezervasyon" deyip para topladı, kimi olmayan evi kiraladı, kimi "Çiftlik Bank'a ortak yapıyorum" deyip kandırdı, kimi çürük çarık mallarını fahiş fiyatlarla "evlere teslim" pazarladı.  

Korona salgını günlerinde filyasyon ekibi kıyafetleriyle evlere sızıp, yastık altlarındaki altınları alıp kaçanlar yine onlardı.

Son olarak da, "Sağlık Bakanlığı'ndan arıyoruz. Aşı için erken randevu alabilirsiniz" yalanıyla doldurttukları formlarla kurban seçtiklerinin banka bilgilerine ulaşıyor, vurgun yapıyorlarmış.

...

1950'li yıllarda ortalığı kasıp kavuran "Sülün Osman" diye bir dolandırıcı vardı.

Anadolu'dan İstanbul'a gezmeye gelen hacıağaları kandırıp, saat kulesi, Galata Köprüsü, tramvay ve belediye otobüsü satmıştı.

"Mesleğinin" doruk noktasını ise Boğaz'da demirlemiş ABD donanmasından birkaç gemiyi satarak yapmıştı.

Bugün yaşasaydı genç "meslektaşlarıyla" gurur duyardı herhalde!

Kolay hedef

Başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerde sık sık kuyumcu soygunları olmaya başladı.

Kuyumculara müşteri gibi giren kişiler bir anda silahlarını çekip görevlileri etkisiz hale getiriyor, torbalara doldurdukları altınlarla kayıplara karışıyorlar.

Son olarak birkaç gün önce İstanbul-Fatih'teki bir kuyumcuda yaklaşık 3 milyon liralık soygun yapıldı.

...

Bu soygunların önünün bir türlü alınamamasının arkasında, neredeyse her mahallede zincir market mağazaları gibi kuyumcular açılmış olması gerçeği yatıyor.

Eskiden kuyumcular belli merkezlerdeki çarşılarda, pasajlarda yan yana açtıkları dükkanlarda hizmet verirlerdi.

Böylece korunmaları çok daha kolay oluyordu.

Aynı düzene geçilmesi, kuyumcuların soyguncular için kolay hedef olmaktan çıkarılması gerekiyor.

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.