1. YAZARLAR

  2. Levent Bulut

  3. Koca Alilere Selâm olsun!
Levent Bulut

Levent Bulut

Yazar

Koca Alilere Selâm olsun!

A+A-

Koca Ali, gösterişten uzak sessiz, sakin yaşayan bir kılıç ustasıdır. Tamamen işiyle ilgilidir. Bir gün iftira edilir ve hırsızlıkla suçlanır. Bir süre sonra kanun karşısına çıkarılır. Elinin kesilmesine hükmedilir. O dönemin kanunlarına göre ancak diyetini ödeyerek itham edilen suçtan aklanabilecek olan Koca Ali, parası olmadığı için cezaya razı gelir.

***

Ancak onun dürüst bir insan olduğuna inan çevresi, parası olan kasap Mehmet'ten, Koca Ali'nin diyetini ödemesini ister. Kasap Mehmet,  diyeti öder ve onu yanına alır. Fakat o günden sonra ne hak tanır ne hukuk tanır sürekli en ağır işleri ona verir. İş üstüne iş yükler. Yetmez hakaret eder. Buna rağmen Koca Ali, hamisinin her dediğini yapar. Ancak gördüğü kötü muamele karşısında bir gün dayanamayarak öfkelenir.

***

Sonunda her işin ardından kendisinden diyetini ödemesini isteyen kasap Mehmet'e, sol kolunu bileğinden keserek sunar ve 'al diyetini' diyerek yüzüne fırlatır. Dürüst, sadık, vefalı bir insan olan Koca Ali, böylece minneti için hor görülmeyi, itilip kakılmayı, sürekli üzerine en ağır işlerin yıkılmasını, karın tokluğuna çalıştırılmayı kabul etmemiş olur.

Ömer Seyfettin'in "Diyet" hikâyesidir bu. Siyasette, iş hayatında, özel hayatlarımızda sıklıkla yaşanan bir olaydır.

***

Yol yaptık yol, derler. Sanki ceplerinden vermiş gibi senden diyet (oy) isterler.

Köprü açtık derler, sanki bedavaya geçiyormuşsun gibi minnet beklerler.

İğneden ipliğe zam yaparlar, dalga geçer gibi güncelleme derler.

"Biz ana muhalefet gibi 3 kuruşluk menfaat için ülke ve millet düşmanlarına payandalık yapamayız. Bizim hamdolsun kimseye diyet borcumuz yok. Bizim medya baronlarına, terör ağalarına, siyaset mühendislerine minnet borcumuz yok." sözleri alkışlanırken, yaptıkları iyi kötü her işte vatandaşın kendilerine minnet duymasını beklerler. Asla sorgulama,  asla düşünme,  asla eleştirme isterler.

***

Oyu aldıklarında ise partinin diyeti başlar. Yandaşlarını hak hukuk gözetmeden, ehliyet liyakat dinlemeden kadrolaştırırlar.  Böylece her yanlışlarında kendilerine kayıtsız şartsız destek geleceğini bilirler. Bu sebeple tüm kadroları kul hakkı yemek pahasına partizanlara açarlar.   İşte bundan dolayı, ülkece her alanda bodoslamasına çöküyoruz. Hak hukuk, ahlâk kalmamış.

***

Düşünüyorum İstanbul seçimlerinin yenilenmesi için 4 üye konuşurken diğer 7 üye neden konuşmadı?

Kemal Kılıçdaroğlu'na yumruk atan ve Yavuz Selim Demirağ'a saldıranlar nasıl serbest bırakıldı?

Bu ülkede istifa mekanizması neden çalışmaz?

Bu erdemden neden bihaberiz?

Yine de böyle bir düzen ve sistemde Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının; canlarıyla, kanlarıyla, diyet ödeyerek kurduğu bu ülkede, asıl minneti onlara duyan, makam, koltuk ve demokrasinin onların kazanımlarıyla olduğunu idrak eden bütün Koca Alilere selâm olsun. Bu devirde de Allah yâr ve yardımcıları olsun.

AKIL ETMİYORUZ!..

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki her gün şaşırtıcı bir habere şahit oluyoruz. Okumuşsunuzdur Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü öğrencisi Kadıköy'de yürürken selam verip "Din dostum" diye hitap eden seyyar satıcı bir şahsı "Hızır Aleyhisselâm" sanıp yaklaşık 70 bin lirasını kaptırmış.

***

Güler misin ağlar mısın? İnsanlar nasıl inanıyor, nasıl kanıyor anlayamıyorum. Yani düşünün; Allah'ın izniyle darda kalanın yardımına koştuğuna inanılan Hızır Aleyhisselâm, birine yardım edecek ama paraya sıkışıyor. Ve gelip yurdum insanından para istiyor!

Olacak iş mi?!

Hak Telâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de defalarca "Düşünmez misiniz? Akıl etmez misiniz?" buyurur. Ama düşünmüyoruz, akıl etmiyoruz.

Yazık... Gerçekten yazık...

Önceki ve Sonraki Yazılar