1. YAZARLAR

  2. Ferit Erden BORAY

  3. Kim uydurdu Z Kuşağını bu tanımın aslı ne olmalı?
Ferit Erden BORAY

Ferit Erden BORAY

Kim uydurdu Z Kuşağını bu tanımın aslı ne olmalı?

A+A-

Toplumda mücadeleyi kimin, kimlerin başlattığı değil, kimin bitirdiği önemlidir. Eğer bir ülkede siyasal korku içinde yaşanıyorsa onlar özgür değildir. Kendi sağduyuna kulak ver, kimse sana senden daha iyi akıl veremez. Şaşkın toplumlar, kurt giren çobansız sürüye benzerler.

20. yy.'dan itibaren dünyada olduğu gibi bizde de bir tür kuşak çatışmaları çeşitli tanımlama da türetilmiştir. Yaşanan tarih aralıklarında olaylar oluşunca ortaya çıkar.

Varsayımlara göre, 1965-1979 doğumlulara X kuşağı, 1980-1999 doğumlulara V kuşağı ve de 2000 ve sonrası doğanlara da "Z" kuşağı deyivermişler. Ancak bu tanımlama farklı görüşlerin bakış açısıdır.

Gelin bu meseleyi asırlardır süregelen Türk İmparatorluğu Devleti toplumunun 150 yıl önceleri son Tanzimat dönemindeki oluşmalara bakalım. Onlar Tanzimat dönemi Batı sempatizanlarının Medeniyet ve Monarşi'ye karşı fikir ve düşünce duygularıyla başlatılmış oldu.

İşte bilimsel tarihçilerin kabul edecekleri şekliyle buna aydınların ilk atılımı, Genç Osmanlılar olarak çıkmış oldular. Gelin o dönemin bir genç kuşağına artık "A" kuşağı dersek doğru olmaz mı?

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türkiye'nin dönüşümünü ve de dünyadaki şekillendirmeye başlayanlara o yıllar Jön Türkler ya da Genç Osmanlılar denilmekteydi. Onlar 140 yıl öncesi başlattıkları bu yeni merdivenler için temel taşlarını koydular.

Kabul edilmelidir ki onlar da günümüzdeki Z kuşağının üniversite öğrencileriydi. Eğitim basamaklarında Tıbbiye, Mülkiye, Harbiye gibi okullarında yeni düşüncelerin çıkışını yaşattılar.

Avrupa'da, Fransız ihtilali sonrasında başlatılan milliyetçilik-hürriyet-meşrutiyet-sosyalizm-cumhuriyet-pozitivizm ve materyalizm gibi kavramların aydınlar arasında iletişim bulmasını sağlayanlardı.

Köşe yazımızda öne çıkarmaya başladığım işte bu X kuşağı, daha öncesi Tanzimat'ın getirdiği aydınlanma başarısını gösteren Ali Simavi-Namık Kemal ve Ziya Paşa tanım itibariyle Yeni Osmanlılar grubu oldu. Giderek düşünce basın yoluyla yaydırılan fikirlerinin sonucu 1876-77'de Kanun-i Esasi ilan edilip I. Meşrutiyet ve Meclisi Mebusan kurdurulmuştu, hem de asırlardır süregelen Monarşi'ye karşı.

Biliniyor ki, II. Abdülhamit'in istibdat döneminde karşıt fikir hareketlerine katılan Ahmet Rıza, Abdullah Cevdet, Mizancı Murat gibi Avrupa'da tahsil görmüş Jön Türkler'in Vatan ve Hürriyet sloganıyla etkin bir mücadeleye girmişlerdi.

Üstelik onlar Batı'yı dışlayıp dönüştürerek yeni bir tanımla Eşitlik-Adalet-Hürriyet gibi Fransız İhtilali ya da devrimi modeliyle öne çıkmışlardı.

Konuya açıklık getiren Prof. Dr. Sina Akşit: "... Onlar Meşrutiyet Devrimi'nin II. Mahmut'la başlatılan Modern Yüksek okulların öğrencileri ve de mezunlarıydı, bu ilk adımı atan A kuşağı gençleri. Onlara öncelikli olarak da Mektepliler denilmişti." demektedir.

19. yy. biterken, bütün bu mücadeleler zamanla aydınlar arasında, giderek zemin bulmuş ve sonucunda 1908 Meşrutiyet Devrimi sonrasında önde gelenlerin birliktelik kurmak adına örgütlendikleri İttihat ve Terakkiciler öne çıkmışsa da bir farkla ki onlar arasında deneyimli devlet adamları yok denecek kadar az sayılardaydı.

Evet Sultan II. Abdülhamid'e başlangıçta karşıt olanlar yeterince başarılı olamıyorlardı. Fakat o yılları da çok iyi araştıran Prof. Eric Zan Zücher der ki:

"... Abdulhamid'in en büyük zayıflığı, kendisinin geliştirdiği eğitim kurumlarından çıkması, yeni bürokrat ve subay kadrolarına, yani Osmanlı Aydınlar zümresine sadakat aşılamamış olmasıydı.

Böylece de Mülkiye ve Harbiye'de eğitim gören yeni kuşaklar, hem liberal ve anayasal düşüncelerin hem de kitaplarını gizlice okuyup geliştirdikleri Yeni Osmanlıların yurtseverliğinin etkisinde kalmışlardı.

Bireyi öne çıkaran, toplum, bireycilik ve de toplumculuk kavramları henüz Avrupa'da yeni yeni öne çıkmaya başlarken, 150 yıl önceki bu Osmanlı-Türk aydınlarının "A" kuşak olduğunu bile anlayamamıştık. Bireycilik sosyal grupların değil, bireyin önemine inanan Doktrin'in adıdır.

Aslına bakılırsa, 19. yy.'da ilk kez dünyada da öne çıkan bireyciliğin en önemli özelliklerinden biri belki de en önemlisi modernleşme düşüncesine dayanıyor olmasıdır. Onlar ise başladıklarında asıl olarak en önemlisinin toplumsal otoriteyi bireyin özgür iradesi önünde, gelişmeyi ilk olarak görmüş olmalarıydı.

Ancak Meşrutiyet öncesinde yurt içinde gelen bu baskıların kitlesel boyutlara ulaşamadığı Millî bir devrim ya da aydınlanma niteliği kazanmış olduğuydu. Ama bunu kabullenecek Meşrutiyet'in ise ilk önde saydığı bir boyun eğme ya da lutüf olduğu sonucunda olan değişimlerin temeline atmış olmalarıydı.

Kabul edilmelidir ki, Genç Osmanlılar hareketi sanıldığı gibi güçlü ve darbeli bir kılık eylemi de değildir. İyi ya da kötü bir programı getiren ve kamuoyunu etkilemeye başlayan önemli ve etkin bir türde ilk Muhalefet Hareketi olduğu kabul edilmelidir. Hatta siyasal anlamıyla tarihin ilk muhalefet partisi ya da Osmanlı tabiriyle fırkası olarak bilinmelidir.

Bu köşe yazımızda tamamen yıkılmak üzere olan 100 yıl önceki, 620 yıllık Osmanlı-Türk devletinin bu unutulma aşamasına gelineceğinde, kendi aralarından çıkan genç eğitim öğrencilerinin damarlarında nasıl oluştuğunu bilirsek, bugünkü gençlerimiz. Üniversite öğrencilerimizi daha iyi anlamak mümkün olacaktır.

Çağdaş bir ulus olabilmek için birey ve bireyciliğin insan gelişimi ve eğitiminde dikkate alınması gerekli olduğuna, toplumun her kademesinde özgür düşünceye sahip bireyler, ataları gibi var oldukça toplumda barış ve gelişmenin mümkün olacağını artık bizler sanki yeniden anlamış olacağız kanısındayım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum