1. YAZARLAR

  2. Hakan Paksoy

  3. İstiklâl Yolu'nun selle boğuşan çocukları
Hakan Paksoy

Hakan Paksoy

İstiklâl Yolu'nun selle boğuşan çocukları

A+A-

Yüreğimizi dağlayan orman yangınlarının acısını yaşarken bu sefer de görülmedik büyüklükte sel felaketiyle sarsıldık. Uzmanlar, Türkiye'ye düşen bir yıllık ortalama yağışın 36 saatte gerçekleştiğini yazdılar. Bu kadar büyük bir sağanakla karşı karşıya kaldık. Kastamonu, Bartın ve Sinop'un ilçeleri, köylerinden gelen haberler Türk Milletini çok ama çok üzdü.

Görüntüler yağmurun çokluğundan daha fazla suyun önündeki engellerin faciayı getirdiğini gösteriyor. Dere yatağına ve taşkın alanına yapılan evlerin -ki hemen hepsi de çok katlıydı- ikinci, hatta üçüncü katlarına su çıktı. Taşkın alanına ve derenin denize çıkışına yapılmış köprülerin sel düşünülmeden yapılması da başka bir engeldi. Türkiye'nin orman ürünlerinin büyük çoğunluğunun üretildiği bölgedeki depolama tercihi de dikkatsiz olunca facia bir daha katlandı. Suyun gücüne direnemeyen tomruklar da köprüleri tıkayınca sel artık sokaklara caddelere girmeye başladı. Arabalar, sokaktaki malzemeler, tomruklar… sel ne bulduysa önüne kattı. Çekilen görüntüler mahşer yerini andırıyordu.

Dere yatağına yapılan HES (Hidroelektrik santralı) de yağmurdan nasibini aldı. Santralın yapım sistemi barajlı yani biriktirmeli (rezervuarlı) bir yapı değil. Su önüne yapılan bentle az miktarda da olsa toplanıyor, kanala veriliyor ve yatağının dışında taşınarak yüksekten düşeceği bir noktaya taşınıyor. Yapılırken de daha fazla su toplamak için etrafındaki ağaçların gereğinden çok tıraşlandığına dair haberler görünüyor. Sel, HES'in bendini kanalını ve diğer malzemelerini önüne katıp aşağı indirmiş.

Bunlar sonuç, ya sebepler?

Millî Düşünce Merkezi yazarlarından Yıldırım Üzümcüoğlu Sen Anlat Karadeniz başlıklı yazısında, "'tabiatın yer yüzündeki çizgilerini' unuturuz. Bazen unutmayız ama o da çıkarlarımıza ters gelir." diye yazıyor ekliyor "Tabiatın yeryüzündeki izleri bizlerin yaşlandıkça yüzümüze yerleşen yaşanmışlık çizgileri gibidir." Üzümcüoğlu tabiata ve teknolojiye de kafa tuttuğumuzu söylüyor.

Bütün bunlar zincirleme bir mühendislik ve yönetim hatalarını anlatıyor. Orman mühendisliği, inşaat, çevre mühendisliği, şehir planlaması… aklımıza gelen her alanda hata yapılmış. Ancak en önemlisi yönetim hataları olarak görünüyor. Türkiye'yi saran beton aşkı ve bu aşkın sebebi olan siyasi popülizm bu facianın en büyük sebeplerinden. Bu da Türkiye'yi çizgisinin dışına çıkardı. Rant ve seçim sandığı, popülizmin ateşine odun taşımakta. Ve 21'inci yüzyılda bu ateş Türk siyasi tarihinde görülmedik bir şekilde harla yanıyor. İktidarı koruma siyaseti -neredeyse- "bana oy veren veya verecek olanlar istediğini yapabilir"e ulaştı.

Ateşin etkileri milletin hayatını çok fazla etkilemeye başladı. Daha doğrusu etkileri daha fazla görünür olmaya başladı. Sel geldiğinde perişan olduk, orman yangınlarında kavrulduk. Yangına müdahale etmekte uçak bulamadık, selde nerdeyse dördüncü kattakiler de dâhil çatıya kaçarak kurtulmaya çalıştık. Film gibiydi sanki, çatılarda bekleşen insanlar helikopterlerle kurtarıldı.

Birlik ama nasıl?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, selden en çok etkilenen bölge olan Bozkurt'a gitti. Gitti ama yangın bölgesine gittiğinde yaşananlara benzer şeyler basında yer aldı. Yine güvenlik için yolların kesildiği, camiye sığınan afetzedelerin Erdoğan'ın Cuma namazı kılacağı için camiden çıkarıldığı haberleri vardı. Namaz çıkışında cami avlusunda konuşma yaptı. İlginçtir ki bu konuşma da prompter cihazından okunarak yapıldı. "Geçtiğimiz 19 yılda ülkeye her alanda kazandırdığımız sağlam alt yapının üzerinde büyük ve güçlü Türkiye'nin inşası için her zamankinden daha çok çalışıyoruzmücadele ediyoruz" dedi. İnceleme sonucunda gördükleri değil de anlatılanlar üzerinden hazırlanan bir miting konuşmasını andırıyordu. Birlik çağrısı yaptı ama "(hayâl) Edemezler, dikili bir fidanları yok onların bu ülkede, şimdi ise konuşuyorlar." ifadeleriyle isim vermeden muhalefete söz etti.

Türkiye'nin yeni sisteminde Cumhurbaşkanı parti genel başkanı kimliğini de taşıyor. Erdoğan, yangınlarda ve sel bölgesinde yaptığı konuşmalarda daha fazla parti genel başkanlığını öne çıkarmayı tercih eder görünüyor. Anayasanın 104. Maddesi "Türk Milletinin birliğini temsil eder." demekte. Daha üst bir makam da olmayınca birliğin tesisinde güçlük çekilmeye başlamış durumda.

Tarihe baktığımızda Türk Milleti dar günlerde birlik olmakta mahir olduğu yazılı. Kültüründe var çünkü Millet, kıtlıkta verilen lokmanın hükmü büyüktür der ve paylaşır.

Sel bölgesine baktığımızda bu çok daha açık görülür. Kastamonu ve havalisinin İstiklâl Harbi'nde verdiği mücadele dillere destandır. Büyük Atatürk'ün "Gözüm düşmanda kulağım İnebolu'dan gelecek seste" dediği Türk Milleti tarafından unutulmaz. Düşman gemilerinin topçu ateşi altında silah ve cephaneyi boşaltan, oradan kağnı konvoylarıyla Ankara'ya taşıyan, cephanenin üzerine yorganlarını örtüp kendileri soğuktan donarak şehit olan Kastamonulu kahramanlar hiç akıldan çıkmaz. O kağnıların iz yaptığı yolun adı onun için İstiklâl Yolu'dur.

O yoldan taşıdıkları cephaneleri canından aziz bilerek cepheye ulaştıranlar, yöneticilerinin her türlü baskısına ve aymazlığına rağmen Türk Milletinin emrine koşmuşlardı. Bugün onların çocuklarının, Sinop'un ve Bartın'ın yardıma ihtiyacı var. Bugün Türk Milletinin birlik olması gerekir. Tıpkı 20'nci yüzyılın başındaki gibi…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.