1. YAZARLAR

  2. Yunus Arıkan

  3. Işığı karşıya değil, kendine tutmak!..
Yunus Arıkan

Yunus Arıkan

Işığı karşıya değil, kendine tutmak!..

A+A-

Ah şu söylemlerle eylemler!..

İkisi de etkili,

İkisi de dikkat edilmeye değer,

İnsanı ipe götürür, ipten aldırır ikisi de.

*

Onlar ayrı ayrı kullanıldıklarında, ya da yapıldıklarında çok daha etkili olur.

Yeter ki söylemler eylemlere ters düşmesin.

Tadından yenmez.

*

Söylemler mi eylemleri peşine takar; eylemler mi sözlemleri peşinden getirir, orasını pek bilemem, ama ikisi birbiriyle örtüştüğünde, insana öyle güzel değer katar,

Öyle güzel saygı göstertir,

Öylesi insanlar nasıl da örnek alınır anlatamam size!..

Hatta bu durumu destekleyen, teyit eden, bir başka söz de vardır ki hem kulağa hem yüreğe hoş gelir.

"Özü sözü bir!" denilir ya hani!..

*

Ne demek 'Özü sözü bir' demek?

"Bunun bilmeye ne var ki!" dediğinizi duyar gibi oluyorum ya, yine de ben bir şeyler söylemek isterim bu söz üzerine.

*

Meselâ "Asil azmaz, çamur tozmaz" da bir anlamda, söylemle davranışın birbirleriyle uyumlu olduklarında pek de yakışan bir söz bence…

Üstelik bu söz, biraz daha derine iner.

Çok derinlere…

İnsanın geçmişine yol alıp gider.

Çünkü 'Asalet; boyda değil, soydadır.' diye bunu perçinleyen söz, beni çok etkilemiştir.

*

Farkında mıyız bilmiyorum, insanların söylemleri ve davranışları ne kadar asil, soyunun ne kadar önemli olduğuna da işaret etmez mi?

Bence eder.

Şimdilik ben buraya bir nokta koyayım ve yazımın en başına dönerek, söylem ve davranışların etkilerine doğru uzanıp gideyim.

*

Her şeyden önce insanoğlu tek başına yaşayamayan, birbirine muhtaç olan,

Yalnızlıktan korkan,

Tek başına bir yere kadar yetebilen bir canlıdır.

Bakmayın siz teknolojinin bunca ilerlemesindeki insanoğlunun başarısına,

Uzayı keşfetmesine,

Bir solukta ve saniyeler içinde dünyanın diğer ucundaki insanlarla mesajlaşabiliyor, konuşabiliyor olduklarına.

Onların hiçbirini de insanoğlu tek başına değil, bir araya gelerek başarmıştır.

Tek bir insanın var olduğu bir köyde,

Ya da kasabada,

Veyahut da bir şehirde, tek başına bir insan asla uzun süre yaşayamaz.

Kafayı yer,

Korkudan ölür gider.

*

Hal böyleyken,

Yani insanların her durum ve şartta,

Evde,

Sokakta,

Okulda,

Fabrikada,

Köyde,

Kentte,

İnsanın yaşayabileceği, akla gelen nere olursa olsun, oralarda hep kabul görmek ister,

Önemsenmek,

Değerli olduğunu hissetmek,

Hatta kendisine değer verilsin ister.

*

İster de bu nasıl olacak?

Elbette içinde bulunduğumuz topluma, özümüzle sözümüzle kendimizi yansıtarak.

Yani?

Yani söylediklerimizle davranışlarımızı birbiriyle pekiştirerek.

Geçmişten bugüne sözümüzü ve asaletimizi birlikte getirerek,

Söz söylendiğinde arkasında durularak,

İnsanları kırmayarak,

Onlarla hayatı paylaşarak.

Sırdaş olarak,

Yoldaş olarak,

Arkadaş olarak.

Hangi toplumun bireyi olursak olalım, tutarlı ve güvenilir davranışlar sergileyen her kim olursa olsun, onlar bulundukları toplumda karşılık bulurlar.

*

Sevilirler,

Saygı görürler,

Güvenilirdirler,

Kendilerine, insanlar herhangi bir şey söylememiş olsalar dahi, kendilerine yapılan davranışlar karşısında, kendisinin değerli olduğunu hisseder.

Hissettirilir o insana.

*

O insan sahiplenilir,

O insanın peşinden gidilir,

O insan yüceltilir.

Ve o insan 'Özü ve sözü' birbiriyle örtüştüğü için, toplum o insanı alır başına taç yapar.

*

Nereye kadar?

Nereye kadar söyleyeyim.

Özü sözü bir olmaya devam ettiği sürece,

Nereye kadar?

Azmadığı, şımarmadığı, kendisine verilen değer ve güven suiistimal edilmediği sürece, o insan bu dünyadan göçüp gidene kadar devam eder.

*

Hatta öldükten sonra da…

Hatta öldükten sonra, devran ne kadar dönüp değişime uğrarsa uğrasın, yine de toplum nezdinde hep saygı görür, hep değer görür o insan.

Neden?

Çünkü o asildir de ondan.

Azmamıştır da ondan,

Kandırmamıştır da ondan,

Kandırılmamıştır da ondan, o insan içinde bulunduğu toplumun hafızasına 'Unutulmaz!' olarak kazınmıştır.

*

Bu bizim ülkemizde de böyledir, bir başka ülkede de böyledir.

Dünyanın her bir ülkesinde bu tür insanlar -nadir de olsa- hep vardır ve o insanlar hep baş tacıdır.

Sahiplenilmiştir, çünkü o sahiplenmiştir.

Güven duyulmuştur, çünkü o kendisine güven duyanların güvenlerini hiçbir zaman boşa çıkartmamıştır.

Sporcuysa hep başarılı olmuştur,

Sanatçıysa hep övgüye değer eserler ortaya koymuştur,

Devlet adamıysa yüzyıllar geçse de asla unutulmamıştır,

Siyasetçiyse, toplumuna en ince detayına kadar hassasiyetini göstermiş,

Ne söylediyse hepsini yerine getirmiş,

Uluslararası ilişkilerde hep güvenilir olmuş,

Kabul görmüş,

Bilgisine,

Aklına,

Stratejilerine güvenilmiş

Hep aranan,

Ziyaret edilen olmuş,

Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, nesiller boyu dünyanın dört bir tarafından bir deha,

Örnek devlet adamı,

Hatta örnek asker,

Örnek siyasetçi olarak, bir ülkenin makus talihini değiştirmiş olmasına rağmen, neyi varsa hepsini de yaşadığı ülkesinin insanına bağışlamış,

Varlığını bu topraklara ve bu ülkenin insanına armağan etmiş olabilmek kadar, asil,

Anlamlı,

Etkili,

Şapka çıkarılacak bir başka davranış nasıl olabilir ben bilmiyorum.

Bizim ülkemizde bir 'Mustafa Kemal Atatürk' var bunu yapan…

*

Ne söylediyse yapmış ne yapmışsa kendisi için değil, yaşadığı ülkenin tüyü bitmemiş yetimi için yapmış ve sorumluluğunu üstlendiği ülkesini ve insanını, dünyanın saygın ülkeleri arasına sokmayı başarmıştır.

*

Asalet böyle bir şey olsa gerek.

Asalet, komşusu açken, tok yatılmayacak kadar duygu yüklü bir şey olsa gerek,

Asalet, karşısındakinin, porsiyonları küçültmeleri istenirken, kendi porsiyonlarına dokunulmaması demek, olmasa gerek.

Özü sözü bir olan,

Asil olan,

Ve bir de kul hakkı yemekten korkmak olsa gerek asalet.

*

Şimdilerde galiba dünyalılar, dünyanın her tarafından el fenerlerini,

Kimileri çıralarını,

Kimileri idarelerini,

Kimileri mumlarını yakmış, böylesi insanları arıyorlar.

Ama ışığı hep karşı tarafa tutuyorlar…

Oysa öylesi insanlar asla ışığı karşı tarafa tutmamış, davranışların ne şekilde olacağını, karşı taraftan beklememiştir.

Mustafa Kemal Atatürk de ışığı karşı tarafa tutmamış;

"Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur" demiştir.

Yani kendisi ışık olmuştur.

Ahlakıyla,

Bilimiyle,

İlmiyle,

Davranışlarıyla,

Samimiyetiyle,

Özü ve sözü bir oluşuyla, içinde bulunduğu toplumda bir ışık olmuş ve kendisinden başlayarak yakın ve uzak olan ne varsa hepsini de aydınlatır olmuştur.

*

Bu anlayışta,

Bu görüşte,

Bu inançta,

Bu güzel ahlakta olan insanlar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, başkalarından medet bekleme yerine, kendi aydınlığını kendisi başardığında,

Hem hayat bayram olur hem insanları güzel…

*

Hani, şu söylemlerle eylemler var ya, sahiden de ikisi de etkili.

İkisi de dikkat edilmeye değer,

Yeter ki birbirlerine ters düşmesin söylemlerle eylemler.

Tadından yenmez.

*

Hem özü sözü bir olana kim güvenmez,

Kim inanmaz,

Kim sahip çıkmaz ona…

Bu zamanda 'Özü sözü bir' olanı bulmak zor ama…

Çok zor, sahiden de çook!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.