• DOLAR
  • EURO
  • GRAM
  • ÇEYREK
  • YARIM
  • CUMHURİYET
  • PETROL

İnsanlar için göç nedir? Milleti göçe itmek neden?

19 Mayıs 2022 Perşembe

Pablo Neruda der ki: "…Bütün çiçekleri koparabilirsiniz, ancak baharın ise gelişini engelleyemezsiniz…" Evet milletler içinde temel olan ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki onun karşısında zincirler erir hatta var olan taç ve de tahtlar dahi biter.

Öte yandan ulusların esaretinin üzerinde kurulmuş yönetim kurumları uyanış hallerinde yıkılmaya mahkûmdur. Eğer asırların getirdiği dünya tarihlerine bakacak olursak, bütün bu oluşumlar birebir milleti meydana getiren halkların birlikteliğinin bozulduğu hallerde doğan çaresizlikler insanları yurtlarından birine kaçmak zorunda bırakmıştır.

Şüphesizdir ki Göç Hadisesi hangi millet ve de mensuplarının başına gelirse açıkça bir insanlık dramı ortaya çıkar. Dolayısıyla tarihi olayların da neticesinde milletlerin zorla yer değiştirmeleri gibi hadiseleri insanların hafızalarından kolayca da yıllar boyu silinmemiştir.

Bunun ilk örneği Rumeli'den Anadolu'ya yönelik 19. asırdaki göçler denilebilir ki Avrupa tarihinin son üç yüz yılı içinde görülen en büyük felaketler olarak kabul edilegelmiştir.

Aslına bakılırsa Göç kelimesinin kökü itibariyle göçmeyi boyun eğme, göç, şiddet kullanmalar, son aşamalarda gerekirse savaş olarak şekillenen silsilenin belki de en haysiyetsiz merhalesi ise göçe zorlanılmasıdır.

Köşe yazımızdaki bizi ilgilendiren konu doğru bir tanımla Osmanlı Devleti'nin haysiyetini sürdürdüğü zaman içinde öne çıkan tarafsız tarihçiler ve arşiv belgelerinin doğruladığı birçok gerçekleriyle dolu olduğunu ne yazık halen öğrenebilmiş değiliz.

Bu coğrafyada yaşanan bazı lokal hadiseler ise olayları hiçbir zaman genelleştirmez. Buna karşı Osmanlı yönetimindeki bürokratların Balkanlarda zaafa uğraması sonucunda yerleşik Müslüman ahali (halklar) çeşitli vesilelerle kısmen katliam, baskı ve zorlamalar neticesinde göç etmek zorunda kaldılar.

Özetlemek gerekirse son iki yüz yıl içinde Osmanlı devletinin sivil nüfusunun dörtte biri bu kez Balkanlar ve Kafkaslardan nasıl kopartıldı? Bu sorunun cevabında ise yöresel etnik ve dini soykırım ile buna bağlı gerçekleşen göçler neticesi Aktoprak olarak da tanımlana gelmiş göçlerin yaşanmasını getirmiştir.

Aslına bakılırsa Göç ve Göçmen meselesi şeklen Türklerin son üç asırlık süreçlerini birebir katar. Bilindiği üzere göç kişinin yeni şartlara daha iyi uyum sağlayabilmek maksadıyla ya da tabii, iktisadi, siyasi ve benzeri mecburiyetler neticesinde yaşadığı cemiyeti ve sosyal cemiyeti de değiştirmesi biçimi.

Ancak bu noktada İç Göç ve Dış Göç olarak da temel tanımlaması, yapılan kavramın hukuksal olarak aslında bizim konumuz da değildir kuşkusuz. Bu ise konu olan Balkanlar'da kaybedilen hemen her toprak parçası, oradan kopup gelen göçmen kafilelerinin beraberinde getirmiştir, genellemeyle.

Tarihsel seyri içinde konu için kısa özet bilgileri vermek durumundayız. 14. asırdan itibaren, asırlardır bu coğrafyalarda da egemen olmuş tarihin son Roma devleti Bizans'ın da egemen olduğu toprakların halklarıydı onlar.

Onlar aslında 4. asırda Batı'ya yönelen Batı Hunlar denilen Asya merkezli Türk kavimlerinin bu kez Orta Avrupa'dan Balkanlara kadar yaydırılıp bu defa da oranın yerleşik halkları olan Avarlar, Peçenekler, Makedonlar (Oğuzlar) Bulgarlar vb. yaşamaktaydılar.

14. asırdan itibaren Anadolu'da yerleşen bir Türk kavminin, bu kez, Bizans toprakları olarak bilinen Balkanlara yayılış dönemlerinde Osmanlılar denirdi. Böylece Rumeli'nin Türkleştirilmesindeki en önemli etkenlerinden bir diğeri de orduyla birlikte ve daha sonraları Rumeli'ye giden birçok Tarikata mensup idealist dervişler daha çok ıssız yerlere kurdukları medreseler ve zaviyelerde halkı cahiliye mantığı içinde gruplaştırmaktaydılar.

Bütün bu tarihsel gelişimlerin ötesine çıkacak olursak bu defa bahsi geçen meselenin ilk çırpınışını Osmanlı'nın son olarak 1683'teki ünlü İkinci Viyana seferiyle ilk seferinin basması olarak 1688-1699 yılları arasındaki yaşanmış olan Osmanlı-Avusturya savaşları olmuştu.

Sonuç olarak baktığımızda Osmanlı İmparatorluğu Devleti ile Avrupalıların arasında yapılmış olan 1699 tarihinde Karlofça Antlaşması ile başladığı açıktır. Bu dönemde Balkanlar ve Rumeli'ndeki yaşamakta olan ilk kez yaşanmış yaklaşık 60 bin Müslüman Türklerin bölgeden uzaklaşıp Aktopraklara göç etmişlerdi.

Bu konumun zaman zaman 19. Asır içinde bazılarının kısmen de olsa kendi köylerine dönüşlerde bulunmaktaydı. Ancak bilinen 1789'daki Avrupa'da başlatılan Fransız İhtilali hareketinin Orta Avrupa ve Balkanlara da yansıtılmasına başlanmaktaydı artık.

Nitekim bölgedeki yerleşik halklardan Sırp, Hırvat, Rum ve Bulgarlar'ın da bundan istifade ederek yöresel Osmanlı'ya karşıt hareketleri başlatmışlardı. Böylece asırlardır bölgedeki yerleşik durumlarda olan Türk ve Müslümanlara karşı çıkışların tekrar etmesi soncunda 1808-12 yılları arasında yaklaşık 200 bin kadar köylülerin Ak Toros dedikleri vatan topraklarına dönüşleri yaşanmış oldu.

1877-78 HARBİ SONRASINDA BALKAN

HARBİNE KADAR OLAN YILLARIN KONUMU

Osmanlı Devletinin Rumeli'de karşılaştığı en büyük yenilgi 1877-78'de yaşanan Osmanlı-Rus savaşıydı. Rumi 1293 itibariyle ona özetçe 93 Harbi deniliyordu. Sonuç olarak bakıldığında en azından dört yıl içinde bölgeden toplam 1.250.000 kişinin Rumeli'den, Anadolu topraklarına göç ettiği ya da ettirildiği bilinmektedir.

Bilinen kayıtlara göre Sadrazam Ethem Paşa'nın 12 Ocak 1878 döneminde karlar altında yoklukla mücadele eden Rumeli Türk-Müslüman halklarından 55.999 kişi tıka basa vagonlara doldurularak göç ettirilmişlerdi. Bölgedeki Rusların ele geçirdikleri Türkleri doğrudan alarak Rusya'ya göç ettirmişlerdi.

Balkan savaşlarını yönlendiren Rus ordularının komutanları için asıl olan bölgedeki göç edenlerin artık Osmanlı Devletinin halkları olarak kalmak özelliğinden vazgeçmiş olmasıydı Muhacirler olarak.

Bölgede ise Çarlık döneminde asırlar öncesinde aslen Türk olan Bulgarların, dil ve dinleri değiştirilerek Slavlaşmasında başarılı olmuşlardı artık. Böylece onlardan olan Bulgarların ve Rusların böyle fazla yıllar almayan Balkan savaşlarında uygulanmış mezalimlerini bizzat gören İngiliz ve Fransız gazetelerinin birebir yazdıkları kitaplarda vardır.

Zorlamadan isteyerek yapılan göç ya da muhacir insanların taşınması sırasında kayıtlara göre ölen çocuk sayılarının 450 bin olduğu da yazılıdır. Bunun ötesi kısmen yaya, kısmen hayvan sırtlarında göç ettirilen insanların arasında kaybolanların 250 bin kadar olduğu da Osmanlı ve hem de Bulgar kayıtlarında var.

Anlaşılacaktır ki Osmanlı-Rus Harbi döneminde felakete uğrayanların sadece Romanlar, Tuna Bölgesi ve Romanya, Bulgaristan topraklarında yaşamakta olan Türk ve Müslüman halkların olduğu bilinmekteydi. Bu arada Güney Balkanlar ve Trakya bölgesinde yaşayan halkların ise Rus saldırılarına karşı çıkabilmek için ilk kez örgütleşmeleri başlattığı biliniyordu.

Bu arada Bulgarlarla yapılan görüşmelerin de sonucunda Doğu Rumeli idaresi altında 1886'da barış anlaşması yapılmış oluyordu. Zaten yaşanmış olan 1877-78 Osmanlı-Rus savaşlarından sonra Berlin'de de bir barış anlaşması yapılmış, kısmen de olsa Balkanlar ve Rumeli toprakları bölgelerle paylaştırılmıştı. Aynı yıllarda Avusturya sınırındaki Boşnaklar ve Arnavut Türk Müslümanların gözleri önünde yaşanmıştır.

Avusturya eyaleti ve Yunanistan'ın o yıllarda tutmuş oldukları kayıtlara göre bölgede faaliyet gösterdikleri ekonomik sektörlere göre de durum şuydu: Bölgedeki sanatçı, zanaatkarların % 0'inin aslen Türk oldukları sahip oldukları yerlerin ellerinden zorla değil ikna ile alınarak onları göç ettirildiği açık biçimde anlaşılmaktadır.

Kayıtlara göre 19. asrın son yıllarında Üsküp macir (muhacir) adı verilen birtakım mahallelerinde kurulup halkların zorla yerleştirildikleri topraklar olarak bilindiğini halen dahi dedeleri göç ederek gelmiş olan Balkanlı halkların anılarında vardır.

Özetlenecek olursa Balkan harbinde Osmanlıyı en çok zorlayan Bulgaristan, Osmanlı devletinin oldukça sıkıntılı ve mali krizlerin aşılmasına yol açmıştı. Yaklaşık o yıllara göre 1.200.000 civarında insanın göç ederek memlekete gelinmesi, onların nereden nasıl yerleştirilip bakılacakları o asırda oldukça büyük bir devlete sıkıntısıdır.

Örneğin günümüzde Suriye ve Irak'tan sözde can kurtarmak için kaçarak gelen, Arap asıllı muhacirlerin yaklaşık 5 milyon olduğunu düşünürsek bunun da ne kadar zor olduğunu anlamak daha kolay olur. Dahası Balkanlardan gelen muhacirlerin yüzde 90'ı tamamen Türk ve Müslüman asıllılardı. Ya bugünkü Suriyeli muhacirler, ne Türk'tür ne de yarı Müslüman insanlardır.

Osmanlı vatan topraklarına göçle gelen muhacirlerin Balıkesir, Gönen bölgesinde, daha sonraları Kocaeli bölgesinde Adapazarı'na kadar iskan edilmiş olduklarını Osmanlı kayıtlarında açıklıkla görmek mümkündür. Üstelik onlara II. Abdülhamid döneminde tarım için dönüm dönüm yerler bağışla verilmişti.

 

 

 

           

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

DİĞER YAZARLAR