1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Hükümete yakın yazar, kadına şiddeti meşrulaştırdı!
Hükümete yakın yazar, kadına şiddeti meşrulaştırdı!

Hükümete yakın yazar, kadına şiddeti meşrulaştırdı!

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi eski dekanı ve hükümete yakın olan Yeni Şafak yazarı Ergün Yıldırım, bugünkü yazısında kadınları hedef aldı.

A+A-

Hükümete yakın olan Yeni Şafak yazarı Ergün Yıldırım, “Anomik erkek: Toplumsal sarsılmayla gelen erkek şiddeti” başlıklı yazısında, kadına yönelik şiddetin erkek kimliğinin içine girdiği çaresizlikten kaynaklandığını iddia etti.

“Temel ve basit soru şudur: Erkekler niçin kadına şiddet uyguluyor?” diyen Yıldırım şöyle yanıt verdi:

“KADINA GÜZELLEMELER ÇEKMEK ÇÖZÜM DEĞİL”

“Bunun cevabını bulmak için bilimsel araştırmalar yapmalıyız. Konunun odağından sapmadan hareket etmeliyiz. İstanbul Sözleşmesi, temelde kadına yönelen şiddeti önlemek için hazırlanan bir proje güya. Ancak biz onunla daha fazla cinsiyet eşitliğini, gay ve lezbiyenliği tartıştık. Çünkü o projeden gündemi oluşturanlar bu gruplar oldu. Kadına uygulanan şiddet ikinci plana atıldı.

Elbette bir kanunla ne şiddet yok olur ne de namus. Anlamakta zorlandığımız bu. Tanzimat kafasıdır bu. Türk modernleşme ufkunun darlığı. Bir kanun çıkar ve sonra tüm sorunlar çözülsün! O nedenle bizde bütün meselelerde hukukçular önde. Siyasetten sağlığa kadar bu böyledir. Oysa kanun tek başına bir hiçtir. Mesele daha derin. Hala şiddetin geniş toplumsal kökenleri üzerine standart raporlarımız yok. Erkek şiddetinin ana temellerini gösteren araştırmalarımız nerede? Salt ‘anketler’ oluşan araştırmalar var. Bunlar üzerine düşünen bilimsel kafa olmadıktan sonra bu anketler bir hiçtir. Bize bir şey söylemezler. Mesela şiddeti uygulayan erkekler üzerine geniş çaplı bir araştırmayı hiç bilmiyorum. Halbuki yıllardır tartışıyoruz.

Yaptığımız tek şey var: Erkeklere küfretmek ve kadınlara yüceltmeler çekmek. Bütün medya bunu yapıyor. Bir sosyal terapi yaşıyoruz. İşlenen suçların ürettiği acılar, bu sosyal terapistlerle bir süre diniyor. Oysa küfretmek ve kadına güzellemeler çekmek çözüm değil. Kadına tanrısal yüceltmeler de yapsak sonuç değişmez. Çünkü sorun kadına yönelik düşüncelerle sınırlı değil. Sorunun temeli kadının ve erkeğin içinde konumlandığı toplumsal yapının sarsılmaları, dalgalanmaları ve kaotik dönüşümleri ile alakalı.”

“ERKEK, İÇİNE GİRDİĞİ ACİZLİK KARŞISINDA ŞİDDETE BAŞVURUYOR”

Ergün Yıldırım “Erkek alkolizme ve madde bağımlılığına yöneliyorsa ya da iş ve saygınlık kaybına uğruyorsa oradan şiddet yükseliyor” diyerek tepki çeken şu satırları yazdı:

“Erkek, içine girdiği acizlik karşısında şiddete başvuruyor. Erkek ikincil, işe yaramaz, terk edilmiş, hayatı elinden alınmış hissediyorsa şiddete başvuruyor. Erkek işsiz, evirip çeviremeyen, ailesine bakamayan ve eşine sahip çıkmayan olunca şiddete başvuruyor. Erkek, bir Aşırılar Çağı’nın( kavram ünlü tarihçi Habsbown’a ait) aktörü ise şiddete başvuruyor. Etnisite de şiddet, dinsel fanatizmde şiddet, ırkçılıkta şiddet ve cinsiyette şiddet. Bir şiddet aktörüne dönüşüyor erkek.

Şiddete başvuran erkeklerin nasıl bir biyografileri var? İlk defa şiddeti nerede gördüler? ilk defa şiddeti nerede yaşadılar? Sorunlarıyla başa çıkmak için gençlik dönemlerinde hiç şiddete baş vurdular mı? Bu konularda cahiliz. Yeterli bilgimiz yok. O nedenle sorunu değerlerde görüyoruz. Büyük kısmı namusta görüyor. Namusu kadına şiddetin ideolojisi görüyoruz. Bir kitabın adı bile var: Kadın Şiddetinin İdeolojisi: Namus. Yine değerler. Daha iki gün önce bir sosyoloji profesörü köşesinde örf ve gelenek değerlerine verip veriştirdi. Güya şiddetin temel nedeni onlarmış. Oysa iki bilim adamımızın yaptıkları yeni araştırmaya göre şiddetin işlenmesinde değerlerin payı %12. (“Values and Violence Endorsement Among College Students in Turkey/ Türkiyede Kolej Gençleri Arasında Değerler ve Şiddet Onayı” “, V. Bozkurt/H. Gülerce,2019-Türkiye). Bu orandan geriye kalan %88 devasa bir oran. Bu oran temelde belirttiğimiz gibi değerler, kurumlar, ilişkiler ve geçim tarzından meydana gelen sarsıntılarla ilgili.

Pozitivist de olsa Durkheim büyük bir sosyolog. İlk defa uygulamalı sosyolojiyle 60 bin üzerindeki intihar vakalarını araştırıyor. Araştırma sonucunda büyük sarsıntılarla gelen anominin nelere yol açabileceğini gösteriyor. Kadına yönelen şiddet de bir toplumsal sarsıntılarla gelen anomik durum. Erkeğin bu sarsıntılarla anomik duruma düşme hali. Köklü toplumsal kurumların, değerlerin ve ilişkilerin sarsılmasıyla erkeğin içine girdiği bunalım. Şiddet de bu yapısal sarsılma ile gelen erkek kimliğinin içine girdiği çaresizlik ve bunalımdan doğuyor. O nedenle çok hızlı bir biçimde odak araştırmalar yapmalı ve bu sarsıntıları doğuran nedenleri ortadan kaldıracak politikalar üretmeliyiz.”

GÜLEN VE CEMAAT’İ ÖVEN KİTABIYLA BİLİNİYOR

Ergün Yıldırım, Fethullah Gülen ve Cemaat’i öven kitabının ardından Cemaat karşıtı yeni bir kitap çıkararak gündeme gelmişti.

“Yeni Türkiye'nin Yeni Aktörleri: AK Parti ve Cemaat” adlı kitabında Ergün Yıldırım, FETÖ’ye ve lideri Fethullah Gülen’e dair sınır tanımayan övgülerde bulunuyordu. Yıldırım, yeni kitabı “Öznenin Ölümü” ile de bu kez FETÖ’ye övgüleri bir kenara bırakıp sosyolojik açıdan “örgütü” ele almıştı.

Gazeteci-Yazar Soner Yalçın ise, Ergün Yıldırım’la ilgili kaleme aldığı yazısında, “Ergün Yıldırım kitabında Gülen'i, Hz. Muhammet ile özdeştiren cümleler kurmaktan bile geri durmadı: ‘Gülen'in kişisel yaşamı da hicretin süreklilik taşıyan ruhunu yansıtmaktadır” diye yazmıştı.

Ayrıca, Ergün Yıldırım, RTÜK tarafından TRT Yönetim Kurulu için aday gösterilmiş ve bu adaylık tepki çekmişti.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.