1. YAZARLAR

  2. Yunus Arıkan

  3. Hayat tuhaf, değişim zor!
Yunus Arıkan

Yunus Arıkan

Hayat tuhaf, değişim zor!

A+A-

Kim ne derse desin hayat çok tuhaf!

Sahiden anlaşılırmış gibi görünüyor ya, anlaşılamıyor.

Hep şaşırtıyor insanı,

Tedirgin ediyor,

Hatta korkutuyor bile.

Üstelik de en mutlu olunan anlarda korkutuyor insanı hayat.

*

Ne tuhaf!..

Ne acı!..

Ve de ne acımasız, dengesiz ve kayırmacı bir dünyanın içinde 'Harala-gürele' yaşayıp gidiyoruz.

*

Bu harala-gürele içerisinde yanlışımız çok oluyordu ya, onu biliyorduk da doğrular da o kadar çoğaldı ki...

Oysa çocukluğumuzda bize hep; 'Doğru tektir.' diye öğretilmiş olsa da; artık doğrunun bile tek olmadığı süreç içerisinde kanıtlandı.

*

Hele de sosyal olaylarda doğru, hiçbir zaman tek olmuyor.

Doğrular, bölgelere göre.

Yaşam şartlarına göre.

Düşüncelere göre,

Örf anane, geleneklere göre,

Dede, ebe, ninelerin anlatılarına göre,

Her birimizin yetişme şeklimize göre, yerel alanlarda, kendi mecralarımızda şekillenip duruyor doğrular.

*

Gelin görün ki dünün doğruları ile bugünün doğruları değişirken beraberinde;

Dünün ahlâk anlayışları,

Din anlayışları,

Arkadaşlık anlayışları,

Aile anlayışları,

Aşk anlayışları,

İlişkilerdeki samimi olma anlayışları,

Evliliğe sadakat anlayışları.

....

Aklımıza ne gelirse; dünlerden bugünlere devreden birçok anlayış, evrim değiştirdi ve eskilerde kutsallarımız olanlar, bugünlerde sıradanlaştırıldı.

Ya da tersi oldu.

*

Bana "Örnek ver!" demeyin lütfen.

Etrafımıza bakmadan önce kendimize bir bakalım.

Kendimizdeki dünle-bugün arasında ne gibi değişiklikler olduğunu biraz kendimizi incelediğimizde bu fark edilecektir. 

*

Ha, bu değişiklikten kastım asla fiziksel değişiklikler değil elbette...

Düşünsel değişiklikler,

Bakış açılarımız,

Hatta inançlarımız,

Dünlerdeki değer yargılarımızla, bugünkü değer yargılarımız o kadar çok değişti ki!..

*

'Değişim' konusunda katı davrananlar,

Değişime direnmek isteyenler,

"Asla değişmem, değişmeyeceğim!.." diyenler bile, değişimin cazibesine dayanamayıp bir güzel değiştiler.

*

Ya sonra?

Sonra en katımız bile değişimin çekim kuvvetiyle, onun yörüngesine giriyor ve sonunda da 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına' dercesine, yaşayıp gidiyor insanoğlu.

Kimi zaman dünleri özlüyor, kimi zaman dünlerdeki alışkanlıklarını,

İlişkilerini,

Dostluklarını,

Sadeliklerini,

Saflıklarını,

Samimiyetlerini,

Hatta, sevdiğiyle elele tutuşmaktan dahi ar edilen günleri özlüyor insan.

Niye özlüyorsa!?

*

Sanki, onu bir başkası zorla içinde bulunduğu bu noktaya getirmiş gibi.

Sanki. birileri onu zorla; "Yeni bir aşk anlayışına sahip olmalısın. Böyle aşk anlayışı olmaz." diyerek, aşkın en sade yanının yerine, henüz adının bile konamamış olduğu bir takım anlayışlar, değişim adına sanki aşkmış gibi  yaşayıp gidiyor insanoğlu.

*

Oysa onun aşkı bile kendi aşkı değil.

Yaşadığı aşk bile 'Bir değişim' sevdasına, başkalarının taklit edilen aşkı olmaktan öte gitmiyor.

*

Ne acı.

Dostluklar da öyle.

Dostluklar da gerçek dostluk olmadığı için, ilişkiler o kadar yavan ve tedirgin edici ki; insanoğlu kalabalıklar içinde olsa bile yine de yalnız olma korkusu onu tedirgin ediyor.

*

Oysa insanoğlu elbette değişmeli...

Değişim, kuşkusuz gelişme yönünde olmalı.

Gelişme, kendisine ve etrafına fayda sağlama yönünde olmalı.

Ülkesinde ve yaşadığı dünyada verimliliği arttırma,

İlişkileri kuvvetlendirme,

Acıyı hafifletme,

Kardeşliği pekiştirme,

Paylaşımı güçlendirme,

Ve  değişim; yaratılmışların en yücesi olan insanın, o yüceliğine yakışan yönde olmalı.

"Hayat benim hayatım!"

"Bu benim düşüncem!"

"Ben böyle yaşamak istiyorum!"

"Kimse bana karışmasın!" gibi ve  daha birçok benzeri ifadeler, değişime direnen, hatta değişimi reddeden ifadeler olmakla birlikte -bir zamanlar bunları söyleyenler arasında ben de vardım- ve galiba sosyal bir varlık olduğumuzu da unutuyoruz.

*

"Hayat bir tuhaf!" diyoruz ya, galiba tuhaf olan hayat değil, kendimiziz de bunu kabullenmek istemiyor muyuz ne?

Galiba, her durum ve şartta birbirimize ihtiyacımız olduğunu, ya düşünemiyoruz, ya da düşünüyoruz da egomuz, bunu kabullenmemizi engelliyor. 

Galiba, şiirlerde,

Şarkılarda,

Türkülerde,

Ezgilerde,

Birlik ve beraberliği,

Dayanışmayı,

Hayatın paylaşıldıkça güzelleştiğini,

'Acıların azaldığını, sevgilerin çoğaldığını' söylüyoruz da; sıra kendimizle ilgili küçücük bir değişim eleştirisi (ya da düşünce paylaşımı) karşısında -niyeyse- tahammül edemiyoruz.

Karşımızdakini -bizim için söylediğinin doğru ya da yanlışlığını dahi düşünmeden- reddediyoruz.

Sonra da sıradanlaştığımızda,

Yalnızlaştığımızda,

Ya da başımıza bir iş geldiğinde,  'Ben nerede yanlış yaptım' deyip, dövünüp duruyoruz.

Olmaz ki; böyle de yapılmaz ki.

*

Pekâlâ, öyle yapmayalım.

Madem hayat paylaşıldıkça güzel, biz de önce hayatın nasıl paylaşılması gerektiğini bir güzel içselleştirerek, kendi değişimimizi görelim, gösterelim, diyorum.

Bir de bunu deneyelim ne kaybederiz...

*

İyi pazarlarınız olsun efendim!..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.