1. YAZARLAR

  2. Yunus Arıkan

  3. Hadi yazsanıza!..
Yunus Arıkan

Yunus Arıkan

Hadi yazsanıza!..

A+A-

“Yaşanmışlıklarınıza dair, aklınıza gelenleri yazın ve bırakın bir kenara.” diyorum.

Bir kenara koyduğunuz yazdıklarınız belki yıllar sonra, aklınıza geldiğinde, açın bakın bakalım, neler yazmışsınız!..

Aslında o yazdıklarınız sadece yazıdan ibaret şeyler değil, biliyorsunuz değil mi?

Eski sayfaları açtığınızda, belki hatırlamakta zorluk çektiğiniz yaşanmışlıklarınızdır onlar.

O satırlara dökülenler yer yer yüreğinizin acılarıdır,

Kimisi göz kenarınızdan akan damlalarınız,

Kimisi isyanınız,

Kimisi ise; bütün umutsuzluklarınıza rağmen, sizi umuda taşıyacak olan küçücük, feri kendinden münhasır, ama yine de bir umut olarak kendine bağlandığınız ışığınız…

O gün (o gün hangi günse işte), yazıp da bir kenara koyduğunuz yazılar, size dünü hatırlattığında eminim içiniz cız edecek ilk önce.

*

Belki de tarihe not düşmek için iki satırlık bir düşünce aktarımının sonrasında uzayıp giden,

o günlere dair olmaması gerekenlerin,

O günlerde yaşanan acıların,

Hayallerin,

Beklentilerin,

Uzanan bir eli bekleyişin; şekil ve semboller halinde beyaz sayfalar üzerine serpiştirilmiş görüntüleridir ya, o sembollerin neleri anlatmak istediğini bir tek siz bilebilirsiniz.

Bir tek siz…

Her şeye rağmen, dününüzle bugününüz arasında bir bağ kurmak istiyorsanız, işte o bağ ancak ve ancak o sembollerden oluşan ve adına ‘Yazı’ denen sayfalar dolusu notlarınızda gizlidir.

*

İşte, o dünlerde yazdığınız yazılar;

Size, unutmak üzere olduğunuz dünlerindeki nüansları hatırlatacak,

Yaşadıklarınızı,

Belki de yaşayamadıklarınızı,

Daha çok yaşamak isteyip de bir türlü yaşama fırsatı bulamadıklarınızın acısını nasıl da not düşmüşsünüz, o beyaz sayfanın üzerine.

*

İşte o yazılar, -epey bir zaman sonra-  elinize geçtiğinde, belki size geride bıraktığınız yılları yeniden yaşatamayacak, ama sizi biraz tuhaflaştırarak eskiyi hatırlatacak.

*

Belki keşke,

Belki de iyi ki diyeceğiniz dünlerinizi gözünüzün önüne getirecek.

Ya iki damla gözyaşı akıtacaksınız, eğer akacak gözyaşınız kalmışsa…

Ya da kahkahalar atacaksınız, o günlerde yaşadığınız güzelliklere dair, size ayna tuttuğu için.

Arkadaşlarınızı anımsattığı,

Çocukluk sevgilinizle bir zamanlar yaptığınız kavgalarınızdaki çektiğiniz acıyı, yeniden tazelediği için.

Şimdilerde sevinecek misiniz, üzülecek misiniz bilemem, ama en azından yıllar önce yazdığınız yazılar, yüreğinizde bir şeyler hissettirecektir size, bunu biliyorum.

O nedenle ben, “Hadi yazsanıza?” diyorum.

*

Yazmak gerek.

Yalnız değilsiniz, bugünler için dünlere bir şeyler bırakmışsanız, dünleriniz sizinle,

Dünlerde ne kadar ne yaşamışsanız,

Neler yapmışsanız,

Yaşamayı hak ettikleriniz, ya da edemediklerinizle birlikte, el ele, kol kola verip bugünlere gelecek, bugünlerde de hep yarınlarınız olacak.

O nedenle kopmayacaksınız dünlerinizden.

*

Yazı, insanı dünleriyle buluşturur.

Hani özlenir ya,

Hani bir türlü gitmek istenir de gidilemez, gidilmiş olsa bile aranan bulunamaz ya, işte bir nebze de olsa, dünlerde beyaz kâğıt üzerine karalamışsan bir şeyler,

Resimler de yapmışsan satır aralarına kara kalemle,

Yeteneğin varsa tabii…

Resim yapmak belki de yazı yazmaktan çok daha keyif vericidir bilemiyorum ki.

Ben, resim yapamadığım için o keyiften mahrumum.

Yazı yazıyorum sadece… Sadece şekilleri beyaz sayfalar üzerine dizerek, sembolleri aralarına serpiştirip;

Duygularımı,

Heyecanımı,

Mutluluğumu,

Sevincimi,

Acımı,

Sevdamı,

Özlemimi,

Aşklarımı anlatmaya çalışıyorum.

Keşke resim yapmayı da bilebilmiş olsaydım da kâğıt üzerine sevgilimi çizip, o yıllarda onun gıyabında, ona neler söylediğimi baloncukların içinde sunsaydım.

Bir türlü yüzüne karşı söylemeye cesaret edemediğim, yüreğimde taşıdığım ne kadar sevgi dolu sözcükler varsa, yüreğine doğru uçuruverseydim resimler arasındaki baloncuklarla…

*

Resimle yazı buluştuğunda, hele bir de resmin renklisinin yanına, yazının renklisini döşedik mi, tıpkı çocukların renkli dünyaları gibi yaparız, yarınlara aktarılacak dünyalarımızı.

Sevgiliye dair neler hissettiğimizi paylaşırız,

Onu gördüğümüzde dilimizin lal, yüzümüzün nar oluşunu, öyle bir anlatmışızdır ki satırlar arasında, yıllar sonrasında dönüp okuduğumuzda emin olun, biz de o sözcükleri nasıl da bu kadar güzel bir şekilde bir araya getirip, harika cümleler kurabildiğimize şaşırıp kalırız.

*

‘Harika cümleler’i edebi anlamında söylemiyorum.

Saflık anlamında,

Temiz,

Duru,

Sade,

Anlaşılır,

Ve her şeyden önemlisi; içimizde taşıdıklarımızın hepsini de bir çırpıda bütün çocuksuluğumuzu

çocuksu sözcüklerimizle buluşturarak, her şeyden önemlisi, içimizde dünlerde taşıdığımız o çocuksu duygularımızı, neden taşıyamadığımızın hesabını yaptırır bize o yazılar.

*

Öyle değil mi?

O nedenle diyorum ya, yazmak gerekir be birader.

Kendimizle,

Çocukluğumuzla,

Dünlerimizle,

Dünlerdeki acılarımızla,

Sıkıntılarımızla,

Mutluluklarımızla,

Huzurumuzla yarınlarla yüzleşmek gerekir.

Bugün, o günlerde yaşadığımız güzellikleri, neden yaşayamadığımızın hesaplaşması içine gireriz.

Nasıl oldu da; biz büyüdükçe değişen düşüncelerimiz iyiyi unutup da;

Şeytanlığa,

Kötülüğe,

Aldatmacalığa,

Ve nasıl da kandırmacalığa yöneldiğini bile bize anlatır dünlerde yazdıklarımız.

*

Yazmak güzeldir.

Daha önceleri de bir yazımda da yazmıştım ya, “Yazmak iyi gelir insana.

Terapidir.

Dinlendirir” demiştim.

İnsanı kendisiyle yüzleştirir de aynı zamanda.

O nedenle yaz be kardeşim, henüz önünde vakit varken yaz.

*

Barışın kaleminizle…

Sarılın kaleminize…

Parmak uçlarınızla ve bir daha bırakmamacasına ona bütün sevginizle sarılın lütfen.

*

Sevgiyi mi yazarsınız,

Sevgisizliği mi bilemem, ama her ikisinde de neden yazdığınızı, neden yazmak zorunda hissettiğinizi mutlaka yazarsınız, biliyorum.

Eğer bu zamana kadar yazmayı hiç denemedinizse, bu pazar ilk deneyiminiz olsun yazı yazmaya dair.

Bu pazar yaşadıklarınıza dair,

Bu pazar; üzerinizde bıraktığı acılarınızın,

Sevinçlerinizin,

Mutluluklarınızın,

Buluşmalarınızın,

Ayrılıklarınızın,

Kazandıklarınızın,

Kaybedişlerinizin üzerinizde bıraktığı acılarınızı bir yazın bakalım.

Bir yıl sonra okuduğunuzda yazdıklarınıza gülecek misiniz, ağlayacak mısınız?

Yoksa hiçbiri değil de şöyle bir burun mu kıvıracaksınız, o günlerinize dair.

*

Şunu da hatırlatmalıyım ki yazmak cesaret ister.

Tıpkı sevgiliye ‘Seni seviyorum’ diyebilme cesaretini gösterebilme gibi. 

Neden biliyor musunuz?

Yazdıklarınız kabul görmeyebilir, sevgilinizin, sevginize karşılık vermeyebileceği gibi.

Sevgilinize sevdiğinizi söylediğinizde üzülebileceğiniz gibi, yazdığınızın beğenilmediğinde de üzülebilirsiniz.

*

Ama yok!

Her ikisi de sabır ister.

Emek ister,

Peşini bıraksın istemez her ikisi de.

*

Yazı; naz yapar yazanına, tıpkı sevgilinin sevgiliye yaptığı naz gibidir.

Ama bir de kabul ettirdin mi kendini, tadından yenmez biliyor musunuz?

Mutluluktan havalara uçarsınız da ayağınız yerden kesilir.

İşte tam da o zaman, âşık olursunuz yazıya,

Yazdıklarınıza…

*

Ve bu yüzden ‘deli’ bile diyebilirler size,

Mecnun’a ‘Leyla’sı için ‘Deli’ dedikleri gibi.

Önemli mi?

Bence hiç bile değil!

*

Eee! Ne yapacaksınız her şeyin bir bedeli var.

*

İyi pazarlarınız olsun efendim!..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.