1. YAZARLAR

  2. Fatih Ergin

  3. Esad Türkiye ile görüşmeyi reddederse…
Fatih Ergin

Fatih Ergin

Esad Türkiye ile görüşmeyi reddederse…

A+A-

Yazımın başlığına bakıp, "Bu da nereden çıktı?" dediğinizi duyar gibiyim…

Öyle ya, Suriye Devlet Başkanı Esad, iktidardan düşmesini isteyen Erdoğan yönetiminin kendisini muhatap almasını, masaya gelmesini neden istemesin? 

Böyle bir ihtimal şu an için gün gibi ortada olmayabilir. Ama yakın bir gelecekte Esad'ın bu türden bir yaklaşıma itebileceğine dair sinyaller var.

Batı'dan geliyor o sinyaller…

Esad'a karşı bir yumuşama, iktidarının devamını kabullenme eğilimini gösteriyor Batı. 

Bunu nereden mi anlıyoruz?

Dünyanın en çok satan dergilerinden ABD'deki Newsweek, Suriye'deki iç savaşta 10 yıl sonra gelinen noktayı ve Beşar Esad yönetiminin bölge ülkeleriyle normalleşme yoluna giren ilişkilerini son sayısının kapağına taşıdı.

Newsweek, dergi kapağında Esad'ın fotoğrafını kullanarak "Geri döndü" başlığını attı. İlgili analizde de "Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad dünya sahnesine dönüyor" başlığı kullanıldı.

Newsweek dergisinin Esad açılımı, öyle kendi kendilerince yaptıkları bir iş değil…

Esad ile Batı dünyası arasında bir normalleşme yaşanırsa, Batı dünyasına karşı kazandığı diplomatik zaferin etkisi ve daha ötesinde üzerinde oluşturulacak bir tazyikle Esad'ın Türkiye'ye karşı böyle bir yaklaşım içerisine girmesi, hiç de uzak bir ihtimal değil.

Kaldı ki reddetmese bile Esad rejimi Türkiye ile yapacağı görüşmede şartları belirleyen taraf konumuna gelebilir…

"Esad bizimle görüşmeyi reddederse Türkiye açısından ne olur?" sorusunun cevabını verebilmek için, önce Türkiye'nin Esad ile görüşmesi durumunda olacakları ortaya koymak gerekir diye düşünüyorum.

AKP'nin Esad karşıtlığını anlayabilmek için BOP'u, ılımlı İslam'ı ve İhvan'ı anlamak lazım.

"Ilımlı İslam, BOP kapsamında bir ABD (Neocon-İsrail) maymuncuğuydu. Ulus devletlerin altını dinamitlemek için kullanıldı. FETÖ bunun en en güzel örneğidir.

Radikal İslam da bir ABD maşası. Ama kullanıcıları ve prospektüsleri farklıydı. Yan etkileri de farklıdır.

Ilımlı İslam'ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya yayılan, FETÖ'ye göre çok daha çok geniş etkisi olan dalı ise Müslüman Kardeşler yani İhvanı Müslimin.

AKP'nin kuruluşu da bu temele dayanıyor.

AKP, DNA'sına işlenmiş bu İhvancılıktan kurtulamıyor. Bundan dolayı da Esad ile görüşmüyor.

İhvancılık, ABD-İsrail-Suudi Arabistan'ın Suriye operasyonunda kullanışlı bir maşaydı. Arap Baharı da genel olarak İhvancılık üzerine kurgulanmıştı. 

AKP ve Erdoğan'ın Suriye hülyası da tamamen İhvancılığın eseri…

Afganistan'da terörist Taliban'ın meşru hükümete karşı silah zoruyla yönetimi ele geçirmesine kıyameti koparmayıp halen daha ve Türkiye'de çok zarar verdiği ortada olduğu halde Esad ile görüşülmesinin sebebi budur.

Taliban'ın sünni olduğunu da hatırlatalım.

AKP iktidarı, Esad ile yapılan bir görüşmede Müslüman Kardeşler'i iktidara ortak etmesini isteyince Esad kapıyı göstermiş, ardından olaylar gelişmişti.

Bunun sonucu olarak Suriye ve son olarak da İdlib bir kaos bölgesine dönüştü.

Sınırımızda PKK-PYD sınır komşumuz oldu, üstüne burnumuzun dibinde PKK ile ABD'yi müttefik haline getirdi bu politika.

 Türkiye de, Suriye kadar olmasa da büyük bir sosyo ekonomik yıkım yaşadı.

Ülkemizin demografisi değişime uğradı. 4 milyon Suriyeli bohçalarıyla Türkiye'yi işgal etti.

Ekonomik kriz içindeki memleket bir de bunlarla uğraşıyor.

Devletten yardım alan Suriyeliler, kayıt dışı ucuza çalışıp Türk vatandaşının ekmeğini çalıyor.

Bunlara rağmen AKP, Suriye'de Rusya ile politika değişikliğine gitse de, İhvancı kırmızı çizgisi olan "Katil Esed"den vazgeçemiyor.

Oysa Türkiye'nin asıl ihtiyacı olan şey, ABD veya Rusya'nın hamiliği değil, İran, Irak ve Suriye ile bölgesel işbirliğidir.

Tamam Rusya ile işbirliği de çok önemli.

Ama komşularımızda çıkan yangın, Rusya'yı değil bizi yakıyor.

Türkiye eğer Esad ile görüşürse ortaya Adana Mutabakatı gibi bir durum çıkabilir. O muatabakatta Türkiye amir ülkedir. Suriye, Türkiye'ye karşı sorumludur.

Türkiye'nin yapacağı tek şey var.

"Esad yıkılsın" siyasetini terk edecek, İdlib'deki anlamsız varlığımızın, yani Türk askerinin cihatçılara, radikal unsurlara kalkan yapıldığı varlığımızın son bulması taahhüdünde bulunacak ama bunun karşılığında PKK-PYD bölgesine ile ilgili Esad'dan Türkiye'nin istekleri doğrultusunda hareket etmesi sağlanacak.

Yani oradaki yapıyı meşru görmemesi ve özerklik tanınmaması gibi hususlardan bahsediyorum.

Böyle bir durumda Rusya'nın da Fırat'ın doğusundaki terör varlığına bakışı değişecektir.

Malum, PKK-PYD bölgesine karşı ılımlı gibi görünüyor Rusya.

Bunun iki sebebi var.

Birincisi, o bölgede ABD'nin koruyuculuk yapması Rusya ve Suriye rejiminin askeri operasyon noktasında elini kolunu bağlıyor.

ABD, Suriye'nin parçalanmasını istediği için Suriye'nin kuzeyindeki terör varlığına özerklik isterken, Rusya Suriye'nin bütünlüğü için idari özerkliğe sıcak bakıyor…

İkinci sebep ise, Rusya'nın Türkiye'ye güvenmemesi. Bu yüzden İdlib'de ABD eksenli hareket eden Türkiye'ye karşı Kürt kartını hazır tutuyor.

Bölgedeki son gelişmeler de bu açıdan kendini hissettiriyor.

Tel Rıfat bölgesindeki PKK'lı teröristlerin saldırıları arttı. Oysa Rusya'nın Fırat'ın batısındaki Tel Rıfat'ı PYD-YPG'den temizleme sorumluluğu var Türkiye'ye karşı.

"Ur gibi duruyor" demişti Erdoğan Tel Rıfat için. Niye ur gibi duruyor? Çünkü AKP yönetimi İdlib'de verdiği sözleri halen yerine getirmedi. Ve Rusya her fırsatta bunu bir şekilde dile getiriyor.

Rusya, İdlib'de Türkiye'yi geriletmek  ve Türkiye'yi orada HTŞ gibi radikal unsurların üzerine gitmeye zorlamak için PKK-YPG'ye Tel Rifat ve Münbiç'te belli bir hareket serbestisi tanımaya başladı. Ardından da şehitler geldi… 

Rusya bunu yaparken Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki nüfuzunun daha fazla genişlemesini de bir şekilde frenlemiş oluyor.

Kaldı ki, Türkiye'nin bu politikası artık topraklarının çoğunluğunda yeniden hakim olmuş Esad rejimini Kürtlerle masaya oturmaya itiyor. Adım adım Suriye'de PKK-PYD'yi sistemin bir parçası haline getiriyor AKP iktidarı.

Bu durumda ortaya çıkan şudur; Esad, Türkiye ile görüşmeyi, Batı'dan esecek rüzgarlarla redderse, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekatları ile kontrol altına aldığımız bölgelere PKK-PYD geri döner.

Sözde dört ayaklı Kürdistan'ın ikinci ayağı resmen kurulmuş olur.

Dahası Türkiye'deki Suriyelileri göndermek de sıkıntıya düşebilir, çünkü bunların büyük bir çoğunluğu PKK-PYD bölgesinden geldi.

Şunu da aktarmış olalım; Biden yönetimi Ortadoğu'da yeni bir itiş kakış istemiyor.

Neden istemiyor?

Dış politikasındaki en büyük öncelik olarak Çin'in yükselişini durdurmayı seçti çünkü.

 Rusya'ya karşı da bölgesel bazda bazen rekabet, bazen de işbirliği yapılabilecek ülke olarak bakıyor Biden yönetimi.

Bu açıdan Esad rejiminin devamını kabullenmeye hazırlanıyorlar.

Suriye krizinin başlangıcında -tıpkı Türkiye gibi- Esad yönetimini devirebilmek için en hevesli ülkelerden biri olan Ürdün'ün, şimdilerde Esad yönetimiyle ilişkiye girmesi bu yönelimin sonuçlarından.

Esad ile görüşme trenini kaçırırsak, PKK ile ABD'yi olduğu gibi Rusya ile ABD'yi de Suriye'de kendimize karşı müttefik haline getiririz.

Şam'da namaz kılma hevesi suyu düşen iktidar, İdlib'de ihvancı özerk bölge yaratma amacının da iflas ettiğini anladığında umarım Türkiye için çok geç kalınmış olmaz…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.