1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Atıf Ural

  3. Dünyadaki çağdaşlık, bilim, hukuk yarışının neresindeyiz? -4-
Prof. Dr. Atıf Ural

Prof. Dr. Atıf Ural

yazar

Dünyadaki çağdaşlık, bilim, hukuk yarışının neresindeyiz? -4-

A+A-

Daha önce de bahsettiğim gibi zaman zaman dünyadaki çağdaşlık, bilim, hukuk yarışının neresinde olduğumuza dair saptamalarımı aktaracağımı belirtmiştim. Bugün bu konunun dördüncü bölümünü yayımlıyorum...

***

Teknoloji Transfer Merkezi: Üniversiteler sermaye şirketi statüsünde Teknoloji Transfer şirketi kurabileceklerdir. Güzel bir proje ama zor. Bu öneriler dışında, burs desteğinin arttırılması (kimlere, kimlerin ne koşullarda vereceği bilinmemektedir!) planlanmaktadır.

Bu ana konuların yanında; Araştırmacılara ücretli izin verilmesi, maaşının yanında ek ücret alabilmesi yollarının açılması, doktora sonrası araştırma yapma olanaklarının sağlanması önemli konu başlıkları olup emekli öğretim üyelerinin yeniden üniversitelere rektörlüklerin onayıyla dönebilmesi. (Bu çözüm, son operasyonlar sonucu, akademik kadrolarda boşalma olması nedeniyle gerçekleşmiştir.) Yaş sınırının 75 yaş olması doğru değildir. Bugün dünyada ortalama yaş sınırları çok daha yükselmiştir. Nice 80,85 hafta 90 yaşlarında kişiler vardır, 40, 50 yaşlarındakilere göre beyinleri daha fazla çalışmaktadır. Etrafınıza, yukarılara bir bakınız.

2018 yılında Üniversitelerimiz bu olumsuz durumları nedeniyle, dünyadaki çok hızlı Bilgi, Teknoloji, İletişim yarışında, yarışan değil, yarışı uzaktan izleyen seyirciler olarak kalacaklar ve ancak din/iman gücüyle ayakta kalmaya çalışacaklardır!

Devlet bütçesinde eğitime, sağlığa daha fazla pay ayrılması gerekir. Hükümet bu konuda kendilerinin en fazla payı ayırdığını söylese de, dünya sıralamasında en son sıralarda bulunduğumuz da bir gerçektir.

İç ve dış savaşlar körüklenerek, desteklenerek, bazen yavaşlatılarak Türkiye'nin evlatları şehit, gazi edilmekte, bütçenin büyük bir bölümü doğal ve zorunlu olarak ordunun gereksinmelerine gitmektedir.

Binlerce km'lik demiryolları, hidroelektrik santraller, yüzlerce, binlerce okul, hastane, fabrika vb. istenildiği miktarda yapılamamakta, daha doğrusu yaptırılmamaktadır. Bu arada sorumsuz yetkililer, bu hükümet sayesinde 100.000 resmî araçla bu alanda dünya birinciliğine oynamaktadırlar. Almanya'da bu rakam 15.000'dir.

Devlet dairelerine gereksiz bir biçimde katrilyon TL'lerine varan kiralar ödenmektedir. Bu durumda, doğal olarak örneğin, Millî Eğitim, Sağlık Bakanlıkları bütçelerindeki miktarlar çok azalmaktadır.

Türkiye'ye "çağ atlatan" Büyük Atatürk'ün devrimleri, eserleri, ilkeleri kendilerine zoraki Atatürkçü etiketi yapıştıranlarca, onun gerçek karşıtlarınca ve dış güçlerce desteklenerek ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Çünkü "uydulaşmanın", "geri kalmışlığın" en büyük düşmanı "gerçek Atatürkçülük"tür.

* Dış mali ve teknik yardımların, kredilerin, borçlanmaların hepsi Türkiye'yi sürekli dışa bağlı kılmak, her söyleneni yaptırmak için gerekli olan koşullarda verilmektedir (255 milyar $ dış borç). "Bağımsızlık benim karakterimdir" diyen büyük Atatürk'e nazire yaparcasına...

* Türkiye yanlış sistem tercihlerine zorlanmış ve zorlanmaktadır. Örneğin, demiryollarının yapımında ve elektrifikasyonunda çok geç ve geride kalınması, gerekli bütçe paylarının ayrılmaması, karayollarına aşırı bütçe payı ayrılması, her yıl trilyon TL değerinde kayıplara neden olmakta, trafik kaza ve ölüm oranlarında dünya rekorları kırılmaktadır.

* Yanlış ücret politikaları ve gelir dağılımı nedeniyle çeşitli gelir grupları arasındaki büyük uçurum, kitleler arasında sosyal patlamalara ortam hazırlamaktadır. Bu ise ülkenin kalkınmasında ve gerçek anlamda "sosyal devlet" olmasındaki en önemli engeldir. Türkiye'nin güçsüz bırakılması, aradaki farkın büyümesi oranında kolaylaşmaktadır.

Toplumun değer yargılarının değiştirilip, bozulmasına çalışılmaktadır. Saygı, sevgi, namus gibi kavramlar yerine genelde saygısızlık, bencillik, her ne pahasına olursa olsun bir an önce "köşeyi dönmek" gibi değersizlik kriterleri ön plana çıkarılmaktadır. Örnek olması gereken kişilerin örneksizliği (örneğin, neden Bakanlar Kurulu üyeleri dokunulmazlık zırhını üstlerin çıkarmamaktadırlar!), rüşvetin çok ve üst boyutlu ve çok mekanlı olması dinamik toplumları frenleyen etkenler olmaktadırlar. Üzülerek söylemek gerekirse, büyük yolsuzluk yaptıkları belli olan kişilerin yargılanmamaları kamu vicdanını yaralamaktadır.

Bütün bu önemli sorunlar üzerinde "düşünmesi" gereken Üniversitelerimiz belki de düşünemesinler diye, olmaması gereken sorunlar girdabına üstel olarak sürüklenmektedirler. (Konuya devam edeceğim.)

Önceki ve Sonraki Yazılar