1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Dinozorların sonunu ne getirdi?
Dinozorların sonunu ne getirdi?

Dinozorların sonunu ne getirdi?

Bilim insanları dinozorların sonunu getiren çarpışmanın detaylarını ortaya çıkardı.

A+A-

66 milyon yıl önce, gezegenimizdeki yaşam milyonlarca yıl boyunca olduğu gibi devam ediyor, muazzam boyutlardaki sürüngenler yerküreye hükmediyordu. Karada bir yanda boyu 40 metreye varan devasa otoburlar, diğer yanda iki ayaklı etçil yırtıcılar bir arada yaşıyordu. Denizler sivri dişli deniz canavarlarıyla doluydu, gökyüzündeyse tarih boyunca yaşamış tüm kuşlardan daha büyük canlılar kanat çırpıyordu. Fakat 180 milyon yıl süren bu refah içindeki hükümranlık ve yaşamın olağanüstü bolluğu çok kısa bir süre içinde yok oldu.

Dinozorları yok eden gök taşı Meksika'daki Yucatan Yarımadası'na II. Dünya Savaşı'nda kullanılan atom bombalarının 10 milyar katı enerjiyi ortaya çıkararak çarptı. Çarpışma binlerce kilometre boyunca yayılan devasa alev rüzgarını tutuşturdu, devasa tsunamileri tetikledi ve atmosfere o kadar çok kükürt yükseldi ki güneş ışınları yere ulaşamaz hale geldi. Bu yıkıcı küresel soğuma dinozorların sonunun gelmesiyle sonuçlandı. Bilim insanlarının büyük bir kısmı bu hipotezi kabul ediyor ve bu korkutucu canlıların saltanatını bitiren olayın böylesi bir felaket senaryosu olduğunu düşünüyor.

Austin Teksas Üniversitesi'nin öncülüğünde gerçekleşen yeni bir araştırma, çarpışmadan sonraki 24 saat içinde kraterin 130 metre kalınlığında kayayla dolduğunu gösteren güçlü kanıtlarla bu fikri doğruluyor.

Kraterdeki kayalardan alınan çekirdek numunelerinde tsunamilerin ters akıntısıyla taşınan karışık taş ve kömür parçaları da bulundu. Kayaçlarda kükürt bulunmamasıysa dikkat çekici bir ayrıntıydı. Dünya üzerindeki canlılığın yüzde 75'ini ortadan kaldıran felaketin en ayrıntılı resmini kayalardan elde edilen bilgiler ortaya koyuyor.

20'den fazla bilim insanının katıldığı uluslararası bir ekiple çalışan Texas Üniversitesi Jeofizik Enstitüsü'nden (UTIG) araştırma görevlisi Sean Gulick, araştırmanın “bize çarpışma sürecini olay yerinde bulunan bir görgü tanığının gözünden anlattığını” söyledi.

Gulick bölgesel düzeyde kısa süreli yaşanan felaketi ve onu takip eden uzun vadeli küresel soğuma sürecini anlatarak, “Bu bulgular çarpışmanın sıfır noktasından kurtarabildiğimiz, yaşananların geniş bir kaydı" dedi.

Göktaşı "onları önce kızarttı, sonra dondurdu. Dinozorların tümü çarpışmanın yaşandığı gün ölmese de pek çoğu öldü."

Hakemli bilim yayını Proceedings of the National Academy of Sciences'da (PNAS) yayımlanan araştırma, Jackson Yerbilimleri Fakültesi'nin çarpışma sahasındaki kraterin nasıl oluştuğunu ve bölgede yaşamın ne kadar süre sonra yeniden başladığını inceleyen önceki çalışmalara dayanıyor.

Krateri saatler içinde dolduran maddenin büyük kısmı ya çarpışmanın etkisiyle ortaya çıktı ya da çarpışma sahasının etrafında bulunan Meksika Körfezi'nden geri dönen deniz suyunca taşındı. Sadece bir günde yaklaşık 130 metre kalınlığında madde kratere doldu, bu hız jeolojik kayıtlarda şimdiye kadar karşılaşılmış en yüksek hız. Bu son derece süratli birikme hızı, çarpışmanın sonraki saatler, hatta dakikalar içinde kraterde ve etrafında yaşananların kayaçlarda kaydedildiği anlamına geliyor. Ayrıca gök taşının düşmesinin uzun süreli etkileriyle ilgili ipuçları da sağlıyor.

Araştırma, çarpışmanın binlerce kilometre boyunca ağaçları ve diğer bitkileri nasıl tutuşturduğunu ve Amerika kıtasının 800 kilometre içine kadar uzanan dev tsunami dalgalarını nasıl oluşturduğunu ayrıntılarıyla açıklıyor.

Araştırma ekibi, hem kraterin içinde hem de kömürlerde kum tabakalarında ya da bunların hemen altındaki tabakalarda, toprak kökenli funguslarla ilişkili biyolojik izler keşfetti. Bu, kraterin deniz suyuyla ve taşıdıklarıyla yeniden doldurulduğunu gösteriyor. Buna göre yanarak kömürleşmiş çevre, tsunami sularıyla doldu ve sular geri çekilirken birikinti de kraterin içine doğru çekildi.

Çarpma kraterleri konusunda uzman, Purdue Üniversitesi profesörü Jay Melosh, orman yangınına dair bulunan kanıtın bilim insanlarının gök taşı çarpışmasını kavramak için doğru yolda olduklarından emin olmalarını sağladığını söylüyor.

Söz konusu araştırmaya dahil olmayan Profesör Melosh, “Bu, yaşam tarihinde çok önemli bir gündü ve araştırma sıfır noktasında neler yaşandığını çok açık biçimde belgeliyor" ifadelerini kullandı.

Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli bulgulardan biri, çekirdek numunelerinde kükürt bulunmaması. Çarpma kraterini çevreleyen bölge kükürtce zengin kayalarla dolu. Fakat çekirdek numunelerinde kükürt mevcut değildi.

Bu keşif; gök taşı çarpmasının etkisiyle kükürt taşıyan minerallerin buharlaştığı, atmosfere karışarak Dünya'nın iklimini altüst ettiği ve Güneş ışınlarını yansıtarak küresel çapta bir soğumaya yol açtığı savını destekliyor.

Araştırmacılar, çarpışmanın en az 325 milyar metre küp kükürtü havaya karıştırdığını tahmin ediyor. Bu, 1883'te patlayan ve Dünya sıcaklığını beş yıl boyunca ortalama bir derece düşürerek soğutan Krakatoa yanardağının gökyüzüne püskürttüğü miktardan dört kat fazla.

Gök taşı çarpması yerel düzeyde büyük bir yıkım yaratsa da, o dönemde var olan pek çok başka canlıyla birlikte dinozorların da öldüğü kitlesel yok oluşun sebebi, bu küresel iklim değişikliğiydi.

Profesör Gulick, “Gerçek katilin atmosferle ilişkili olması gerekiyor. Bunun gibi bir küresel kitlesel yok oluşun gerçekleşmesinin tek yolu atmosferik bir etkidir” diye belirtti.

 

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.