1. YAZARLAR

  2. Yunus Arıkan

  3. Bugünlerde ne var ne yok, memlekette!..
Yunus Arıkan

Yunus Arıkan

Bugünlerde ne var ne yok, memlekette!..

A+A-

Epey bir zaman, birbirini görememiş olan dostlar bir araya geldiğinde, hoşbeşin arkasından ilk söylenen şey, sanırım, "Ne var ne yok!"tur.

*

İşte o 'Ne var, ne yok!' cümlesi, esasen sohbetin derinliğine giden yolu açar.

İşte ben de onu yapmak istiyorum sizinle:

Hayatınızda ne var ne yok!..

*

Ne anlatırsınız bilemiyorum.

Aslında biliyorum.

Söz konusu, içinde bulunduğumuz sıkıntılar, memleket ve yurdum insanına dair olunca, anlatılacak o kadar çok konu var ki anlat anlat bitmez.!

Saatler sürer.

*

En başta Corona!..

Önce kendisini tanımıyorduk; canımızı aldı, canımızı yaktı.

Sonra kendisini tanımaya başladık; yine canımızı aldı, canımız yandı.

Arkasından nemenem bir şey olduğunu öğrendik; yine canımız yanarken, canlarımızı almaya devam etti, ediyor.

*

Bununla ilgili yurdum insanları -en tepedekinden en aşağısına kadar- tedirgin.

Telaşlı,

Korkuyor.

Korkuyor, çünkü 'affı yok'

Korkuyor, çünkü, en küçük bir hatayı kabul etmiyor.

Korkuyor, çünkü paralı-parasız...

Ünlü-ünsüz,

Siyasi-Bürokrat,

Asker-Sivil

Sanatçı, Gazeteci ve dahasını, hiçbirini birbirinden ayırmadan, kendisini önemsemeyen kim olursa olsun, küçücük bir dokunuş darbesiyle alaşağı ediyor.

*

Hiç kuşku yok ki bu arada yeri doldurulamayacak, ya da sıradan diye tanımladığımız insanımız kayboluyor,

Ünlüler,

Ünsüzler,

Dindarlar,

Dinsizler,

Akıllılar,

Cahiller,

Kadınlar,

Erkekler,

Çocuklar,

Kim olursa olsun, pat diye biniyor ensesine ve dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkarıyor.

*

Meselâ, bu illet, memleketimizin en önemli konuşulması gereken sorunlarından biri...

Yani, bu var olduğu sürece memleketin hali hiç de hoş değil.

O, dokuz aydır memleketin sorunlarının çıban başı,

Görünen o ki; onu alt ettiğimizde her şey düzelecek.

*

İlişkiler düzelecek,

Dostluklar tazelenecek,

Kucaklaşmalar başlayacak,

Hatır gönül sohbetleri edilecek,

Kahveler, çaylar içilirken, araya kim bilir dünyanın hangi en keyifli sohbetleri girecek.

Hiç kuşku yok ki; her şey çok güzel olacak!..

Ama onu alt ettiğimizde... yendiğimizde...

*

Hani Corona öncesi yaptığımız sohbetlerden söz ediyorum.

Buluşmalardan,

Dost meclislerinden...

*

Şimdi bırakın dost meclislerini, aile meclisleri bile yapılamıyor.

Durum o kadar vahim bir noktada.

Anne-baba; evlatlarından,

Evlatlar; anne-babalarından çekiniyorlar.

Birbirlerine dokunamıyorlar bile,

Dokuz aydır, şöyle birbirlerine yakınlaşıp da bir anne, evladının kokusunu içine çekemiyor.

*

Ne acı bir şey!..

Ne üzüntü verici!..

Herkes kendi derdine düşmüş de birbirinden kaçıyor.

Uzaklaşıyor,

Birbirinden korkuyor.

"Sanki kıyameti yaşıyoruz" diyeceğim ya, o kıyamet gününün, bu kıyamet günüyle(!) çok da benzeri olabileceğini sanmıyorum.

Çünkü Corona illetinin yaşattığı bu kıyamet mizanseninde, iyi ki doktorlarımız var ve doktorlarımız insanımızın hayatına dokunabiliyor, onları kurtarabiliyorlar.

*

Ya orada?

Yani huzurda...

Orada bizi kurtaracak bir Allah'ın kulu olmayacak.

Çünkü bugünkünden çok daha vahim bir şekilde, herkes kendi derdine düşmüş olacak.

Hepimiz kendimizi kurtaracağız... kurtarabilirsek elbette.

*

Her neyse konuyu dağıtmanın da pek âlemi yok.

Velhasıl Corona illeti, bize bedeli çok ağır olan acılar çektiriyor,

Ödentiler yaptırıyor.

"Yapacak bir şey yok!" diyeceğim ya, içimden bir ses "Var galiba! Yapacak bir şey var!" diyor.

Doktorlar,

Sağlık bilim kurulları bir şeyler yapmak için nasıl da çırpınıyorlar görmüyor muyuz?

Özellikle de doktorların söylediklerini umursuyorum ben.

Bu konuda ne siyasetçilerin söylediklerini, anlattıklarını duymak istiyorum ne de siyaset arenasında gezinen, siyasetle uğraşıyorlarmış gibi yapanların söylediklerini dikkate alıyorum.

Onlar kendi yapmaları gereken işleri yapmalılar.

*

Dikkate almıyorum.

Çünkü onların yaptıklarına akıl erdiremiyorum.

Diyeceksiniz ki "Niye?"

Nedeni hem çok basit hem değil.

*

"Ne demek bu şimdi?" diyeceksiniz ya, hemen onu da söyleyeyim.

Memleket ekonomisinden söz ediyorum.

Memleketimin içinde bulunduğu ekonomiden!..

Corona'dan sonra gelen en büyük felaketten!..

O ekonomiyi ve de dolayısıyla memleketin gidişatını idare eden, yöneten siyasilerden söz ediyorum.

*

Onların da işi zor diyeceğim ya; bir yaşantılarına, bir milletten istediklerine bakıyorum.

Bir kendi halime bakıyorum,

Bir de milletten istenileni, milletin yerine getirip getiremeyeceğine bakıyorum,

Ben işin içinden çıkamıyorum. 

Niye?

Çünkü ekonomi demek hesap-kitap işi demek.

*

Benim ekonomiden anladığım şey;

"Aldığım maaşımla, kendimi bir ay nasıl geçindirebilirim, nasıl idare edebilirim,

Neleri yapabilir, nelerden vazgeçebilirim,

Hangi elzem ihtiyaçlarımdan vazgeçersem, bu ayı sıkıntısız çıkarırım." diyecek kadar, ekonomiden anlıyorum.

Peki, onu da ne kadar anlıyorum!..

Ay sonuna kadar elimdeki parayla, zorunlu ihtiyaçlarımı denk getirebiliyor muyum, bir de bana sorun!

Ne mümkün!..

*

Lüks harcamam var mı?

Ben, lüksün ne olduğunu bile bilmiyorum ki.

Örtünmek için giyinirken, doymak için yiyorum sadece.

"İtibardan tasarruf olmaz!" denilse de; galiba ben itibarıma, para kaynaklı değil de başka türlü sahip çıkmaya çalışıyorum.

Meselâ yaptıklarımla,

Davranışlarımla,

Sözlerimle,

İlişkilerimdeki tutarlılığımla,

Samimiyetimle,

Ürettiklerimle,

Hatta karşı tarafta oluşturduğum 'güvenle' meselâ...

*

Ne var ki; küçücük yaşam alanımın sokaklarında dolaşırken, insanların bana bakışlarından samimiyetlerini,

İçtenliklerini,

Önyargısızlıklarını,

Sevgilerini,

Saygılarını görebiliyorum.

*

Benim gibi itibarını parada değil de ilişkilerinde görebilen o kadar çok mutlu insan var ki; onlar sessiz sedasız, kendi mütevazı yaşamları içinde, günlerini tamamlamaya çalışıyorlar, biliyorum.

Onların -ele güne karşı- ne gösterişin ne de paranın sağladığı itibara ihtiyaçları vardır.

*

Şu günlerde onların derdi, Corona'dan kendilerini korumak, her geçen gün biraz daha canlarını acıtan ekonominin sıkboğaz edişinden kurtulabilmek.

Benim gibi.

Ya da ben de aynen onlar gibiyim.

Benim derdim de onlarınki gibi anlayacağınız.

*

Hani, yazımın en başında "Dostlar bir araya geldiğinde, hoşbeşin arkasından ilk söylenen şey sanırım 'Ne var ne yok!'tur." demiştim ya,

İşte o, 'Ne var ne yok'lar çoğunlukla çok keyifli başlar ve az biraz sürdürülür ya, sonradan hatır-gönül sormaları tamamlanıp, gerçekle yüzleşmeye başlandığında, insanın içini acıtır.

*

Sanırım bu pazar günkü yazım da aynen öyle oldu galiba.

Bugün, bu pazar benim içim acıyor.

Corona'dan kaybettiklerimize,

Ekonominin paramparça edilişine...

*

Ne diyeyim!..

Bu pazar, içinizin hiç acımadığı, aksine huzur bulduğu bir pazarınız olsun efendim!

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.