1. YAZARLAR

  2. Nuri Kayış

  3. Bize infaz değil insaf sistemi lazım!
Nuri Kayış

Nuri Kayış

DOSDOĞRU

Bize infaz değil insaf sistemi lazım!

A+A-

2005'te 14 yaşında bir çocuğunu öldürdüğü için hüküm giyip kapalı cezaevine konuldu Özgür Arduç.

13 yıl yattıktan sonra infaz sisteminden yararlanarak açık cezaevine geçti.

Ancak bir süre sonra buradan firar etti.

Çok geçmeden yakalandı ama yine firar edip üniversite öğrencisi Ceren Özdemir'i bıçaklayarak öldürdü.

Nasıl bir infaz sistemi bu?

Bir çocuk katilinin ömür boyu kapalı cezaevinde, üstelik hücrede kalması gerekmez mi?

Ve birkaç örnek daha:

Cezaevi firarisi Ahmet Kaya, boşanma aşamasında olduğu Hatay'da yaşayan eşini kalbinden ve karnından bıçaklayarak öldürdü.

Cezaevinden firar eden Ali M.,  Konya'da yaşayan eşini pompalı tüfekle öldürdü.

Nasıl bir infaz sistemi bu?

Firar etmek neden bu kadar kolay?

Cezaevlerinden izinli çıkışlar da ayrı bir sorun:

Şehmuz Selçuk, cezaevinden izinli çıktıktan sonra sevgilisini pompalı tüfekle öldürdü.

Emrah Yaşar, cezaevinden izinli çıktıktan sonra kendisine para vermeyen üniversite öğrencisini bıçaklayarak öldürdü.

Nasıl bir infaz sistemi bu?

Suç işleme potansiyeli yüksek olan kişilere izin verip sokağa salmak da ne oluyor?

Gelelim, Şule Çet davasına:

Bir genç kıza tecavüz edip 20'nci kattan attıkları iddiasıyla yargılanan iki kişiden biri müebbet, diğeri 18 yıl 9 ay hapis cezası aldı.

Cezalarda "iyi hâl indirimi" uygulandı.

Müebbet hapis cezası alan af filan çıkmazsa ve tabii firar da etmezse 20 yıl yatacak.

18 yıl 9 ay hapis cezası alan da 9 yıl sonra aramıza dönecek.

Nasıl bir infaz sistemi bu?

Çet ailesinin avukatlarının, "tecavüzcü ve katile iyi hâl indirimi olur mu" sorusu haklı değil mi?

Son söz olarak başlığı burada tekrarlamak gerekiyor:

Bize infaz değil, insaf sistemi lazım!

"Bir  şey olmaz abi" anlayışı!

İki amatör dağcı pazar gecesi Uludağ'ın zirvesine tırmanmak isterken kayboldu.

Günlerdir 260 kişiden oluşan ekip kar motorları ve paletli araçlarla onları arıyor.

Bu yazıyı yazarken henüz haber alınamamıştı.

Aslında Uludağ'da yaşanan bir ilk değil.

Her yıl onlarca amatör sporcu ülkenin dört bir yanındaki dağlarda zirve tırmanışı yapmak isterken kayboluyor.

Bunlardan bazıları kurtarılıyor, bazıları ise ne yazık ki hayatlarını kaybediyor.

Dağların zirvesine tırmanışlarda düşmelerin ve kaybolmaların başlıca nedenleri şöyle:

-Çoğu dağcı yaptığı sporun temel kurallarını öğreten sistemli bir eğitimden geçmiyor. 

-Tırmanış öncesi sağlık kontrolü yaptırmıyor, bedeninin her koşula dayanıklı olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

-İklim koşullarını göz önünde tutmuyor, meteorolojik verilere bakmıyor.

-Güzergahı tam olarak bilmiyor, zorlu yolculuğa, "Bir şey olmaz, nasıl olsa gider döneriz abi" anlayışıyla çıkıyor.

-Tırmanış için gerekli ekipman ile günlerce yetecek kadar yiyecek ve ilaç taşımıyor.

-Tehlike anında kurtarma ekipleriyle haberleşmek için bataryası dolu en az iki telefon bulundurmuyor.

Tabii, tırmanılan dağların bulunduğu il ve ilçelerdeki devlet kurumları da üzerlerine düşen görevleri tam olarak yapmıyorlar.

Örneğin, elinde eğitim görmüş nitelikli dağcı sertifikası olmayanlara dağa tırmanma izni verilmese pek çok sorun çözülebilir.

Yine, özellikle iklim koşullarının sert olduğu aylarda belli bir noktadan sonra tırmanış yapılmasına çeşitli bariyerler koyarak engel olmak da dağcıların kaybolması ve düşmesine karşı bir diğer önlem olabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.