1. YAZARLAR

  2. Yunus Arıkan

  3. Ben bir sessizliği Bir de karanlığı sevemedim!..
Yunus Arıkan

Yunus Arıkan

Ben bir sessizliği Bir de karanlığı sevemedim!..

A+A-

Sessizlik mi daha tedirgin edicidir, karanlık mı?

Hangisi?

Hangisi kendi içinde güzel şeyleri barındırır, hiç düşündünüz mü?

Meselâ, sokağa çıkma yasağının olduğu bir gün, bu yasağı delip, herkes -zorunlu da olsa- evlerinde bir arada kalırlarken;

Havadan sudan konuşmanın,

Daha önce hiç denenmemiş olan çocukça şakalaşmaların,

Uzun zamandır yapamayıp, özler olunan sohbetlerin keyfi çıkarılırken; daha önceleri, yani insanların sokaklarda fing attığı zamanlarda, sokakları arşınlamaktan büyük keyif duyduğun kasabanın, şimdi sessiz olan o yerlerde, bir başına dolaş bakalım, o duvarlar sana nasıl arkadaşlık edecekler bir gör!

Ya da kepenkleri kapalı olan Terzi Kâzım Amcanın terzi dükkânının muhteşem vitrininin önüne, sanki set çekilmiş gibi duran, birbirini takip eden bariyer benzeri kirli gri renkte kapatılmış kepenk:

 "Bir zamanlar bu dükkânın içinde, dikilen takım elbiseler o kasabalıların hayatlarına dokunurken, o kasabanın insanları; kendinden emin bir tavır sergileyerek, o sokakları arşınladıklarını." o kepengin soğuk yüzü dünlerde yaşanan bu sıcaklığı anlatabiliyor mu sana?

Sen soğuk yüzlü kepenklerin sessizliğinin sesini duyabiliyor musun hiç?

Ya da sokağa çıkma yasağının olmadığı günlerde, her gün üzerinden yüzlerce, belki binlerce insan yürürken, onların ağırlıklarının dahi farkında bile olmayan, ancak büyük bir keyifle o insanları üzerinde taşıyan sokağın, ne kadar da hareketli olduğunun farkındasındır herhalde!

Elbette o sokağı hareketli yapan; sokağın kendisi değil, insanın kendisi, yanılıyor muyum?

Ya da canın sıkkın bir vaziyette, bir gün, kim bilir hiç olmadığı kadar bir dosta ihtiyaç olduğunda;

Sessiz,

Sakin,

Ve rüzgâr, ağaç dallarındaki yapraklara çarparak, 'rüzgâr-yaprak' buluşmasının, diyaloğu kulaklarına fısıldarken, sana kimsenin olmadığı o sokakta, yalnız olmadığını hissettiren o diyalog, insan insana yapılan diyalog gibi keyif verici olur mu, bunu bi kıyaslamalısın derim.

Kıyaslamalısın ve bir başına sessiz sokaklarda duyabileceğin her sesin, seni nasıl da tedirgin ediyor olduğunu fark edeceksin eminim.

Çünkü sessizlik bir anlamda yalnızlık da demektir.

Yalnızlık; içinde var olan fırtınaları durdurabileceğin bir limanı (yani insanı) bulamamak demektir aynı zamanda.

Bu da insanın kimsesizleştiği, 

Bir zaman sonra da kaybolup gideceği anlamına gelir.

Ben kendimce sessizliğe böyle bir anlam yükledim işte!

Ya karanlık?

Karanlık, sessizlik kadar korkutucu mudur bilmiyorum! 

Ancak bir müddet sonra gözlerin alışır o karanlığa.

Karanlığın içinde önce sağa sola tosladığını fark eder, özür dilersin tosladıklarından, kim olduğunu dahi bilmeden!

Çünkü karanlık, her tür bilinmezliği içinde saklar, fırsatını bulduğu anda başına çorap örerken, nereden geldiğini anlayamazsın.

Onun panzehri küçücük bir delikten sızan aydınlık ışıktır.

Bilmem fark edebildiniz mi?

Küçücük bir delikten sızan ışık, işte o kocaman karanlığı korkutur. 

Ve o ışıktan; karanlıkta mutlu olanların hepsi de rahatsız olur bilmez miyim?

O nedenle ben sessizliği de karanlığı da sevmiyorum.

Sevemedim daha doğrusu!

Ben insanın kendisini sevdim.

Konuşmak,

Anlaşmak,

Hatta, nadir de olsa, birbirimizle bağrışmak için.

Çünkü hayat; konuşup anlaşabileceğimiz insanlarla çok daha anlamlı.

Artık bunun farkında olsak mı diyorum?

İyi pazarlar efendim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.