1. YAZARLAR

  2. Erol Sunat

  3. Aynı bahçenin gülleri!
Erol Sunat

Erol Sunat

Aynı bahçenin gülleri!

A+A-

Çok sevilen bir arkadaşları vefat etmişti. İkindi vakti cenaze namazı için caminin avlusunda toplandılar. Uzunca bir süredir birbirini görmeyen eski dostlar, eski arkadaşlar, birer ikişer gelmeye başladılar camiye…

Her gelen musalla taşının üzerinde ki tabutun yanında bulunan vefat eden arkadaşlarının oğluna ve arkadaşlarının kardeşlerine taziyede bulunuyorlardı.

Cami avlusunda, neredeyse herkes herkesi tanıyordu, tanımasına amma, yan yana durmamaya, dikkat ediyorlar, sadece başları ve gözleriyle uzaktan selamlaşıyorlardı!

Aradan geçen uzun yıllar sonrasında, kader her birini değişik siyasi partilerde yer almaya itmişti.

Ağabeyin biri, hepimiz aynı bahçenin gülleriyiz dedi. Rahmeti rahmana kavuşurken, hepimizi bir araya getiren arkadaşımız diyor ki, dağılmayın, ayrılmayın, toparlanın, bir araya gelin! Peki, biz ne yapıyoruz?

Bak şunlara, eskiden hepsi yan yana dururdu. Koşar gelirlerdi. Hal hatır sorarlardı. Büyüklerinin ellerinden öperlerdi. Gelemiyor çocuklar! Şimdi karşıdan bakıyorlar!

Ancak cenazelerde bir araya gelebiliyoruz!

Arkadaşlarını toprağa verdikten sonra, yine ayrı ayrı çıkmaya başladılar mezarlıktan.

Mezarlığın karşısındaki caddenin kaldırımlarında yürümeye başlamışlardı ki, caddenin karşı kaldırımından gür sesli biri bağırdı.

Ağabey dedi, nerde olursan ol, nerde durursan dur, sen bizim Ağabeyimizsin! Bizde senin kardeşin!

Allah ömrünü uzun etsin!

Ağabeyin gözleri doldu. Karşı caddede ki, dava arkadaşlarına el salladı!

Yanındakilere de, bizi bu hale getirenler, sebep olanlar utansın dedi. Hangi siyasi partide yer alıyorsak alalım, biz kardeşiz, birbirimizden hiç ayrılmadık, hiç kopmadık, hiç vazgeçmedik ki!

 

*****

Onların hikayesi yarım asrı aşan gerçek bir hikaye.  Her satırı yaşanmış ve yaşanmaya devam eden bir hikaye.

Onlar bu ülkenin isimsizleri! Fedakarlıklarını ve neler yaptıklarını onlar değil, onları tanıyanlar ve olaylara şahit olan insanlar anlattı destan gibi yıllarca…

Binlerce arkadaşlarını şehitler kervanıyla cennete uğurlayanlar onlar!

Başlarına ne gelirse gelsin, Türkiye'den ve ay yıldızlı bayraklarından hiç vazgeçmediler.

Türkiye sevdaları bu dünyadan ayrılıncaya, son nefeslerini verinceye kadar devam etti.

Çanakkale ruhunu, Sakarya ruhunu, Dumlupınar ruhunu ruhlarında hissettiler.

Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Alparslan Türkeş'i çok sevdiler!

Devlet-i ebed müddete inandılar.

Sultan Alparslan'ı, Kılıçarslanları, Fatih Sultan Mehmet'i, Muhteşem Süleyman'ı ve Yavuz Sultan Selim'i unutmadılar, unutturmadılar ve yaşattılar. Erkek evlatlarına ecdadın adını koydular!

Devletsiz kalan milletlerin nasıl yok olduğunu en iyi bilenlerden oldular!

Hükümetler gelir-gider, devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti yaşamalı, ayakta kalmalı, ayakta durmalı, bu bizim ülkümüzdür, dediler!

 

*****

Öğrenciliklerinden itibaren bir kavganın içinde bulmuşlardı kendilerini. Hani rüzgar gibi geçti denir ya…Hani baharı görmeden yaz geldi geçti denir ya…Temposu hiç düşmeyen, hareketli, tehlikeli, can pazarı diye anlatılan geçmek bilmeyen dakikalar, saatler, günler, aylar ve yıllar geçirdiler!

1970 ve 1980 arasında öyle bir on yıl geçti ki, o on yılda okulları bitti, hayata atıldılar, gittikleri her yerde olay vardı, kavga vardı, ölümle-hayat arasında gidip gelmek vardı.

Çekmedikleri çile, çekmedikleri eziyet kalmadı.

O on yıl içinde okudular, işe başladılar, askere gidip geldiler, bazıları evlendi çoluk çocuğa karıştı, evi unuttular, evli olduklarını unuttular, olayların ve kavgaların arasında her bir yılı, bir asır gibi geçen bir zaman diliminde mücadele ettiler!

Bu on yıl bir ömre bedeldi.  Binlercesi bu on yıllık süreçte gencecik yaşlarında hayata ve sevdiklerine veda ettiler!

O çok sevdikleri al Bayraklara sarılı tabutların içinde şehit olarak geri geldiler, doğup büyüdükleri şehirlere, ilçelere, kasabalara ve köylere…

 

*****

O bahçenin gülleri hürriyete aşıktılar. Adı Türkiye olan bir sevdaları vardı. Çok ama çok duygusaldılar! İstiklal Marşını söylerken, Ay yıldızlı bayrak geçerken gözleri dolardı her birinin.

Dünde de öyleydi bugünde…

Vatan Ardahan'dan Edirne'ye, Hakkari'den İzmir'e Ay yıldızlı bayrağın dalgalandığı her yerdi!

Yeter ki bayrağımın dalgalandığı yer olsun, gideriz demişlerdi!

Gittiler de!

En ücra, en sapa yerlerde yapayalnızdı her biri…

Ne dertlerini anlatacakları, ne de paylaşacakları kimseleri yoktu!

Kimi kader dedi!

Kimi sürgün yedi, vurgun yedi, tarumar oldu hayatı! Dolaşmadığı, dolaştırılmadığı vatan köşesi kalmadı! 12 Eylül sonrası hayatları zindan oldu birçoğunun. Hapislerde yattılar, yargılandılar, eziyet ve işkence gördüler.

Hiçbiri de, devletine, milletine küsmedi! Sırtını dönmedi! Gönül koymadı. Beni anlamadılar diye şikayet etmedi, ağzını açıp sağda solda anlatmadı!

 

*****

Onlar kim mi?  Omuz omuza birlikte mücadele ettiklerimiz, ekmeğimizi ve harçlıklarımızı bölüştüklerimiz, aynı mahallede büyüdüklerimiz, yatılı okullarda birlikte okuduklarımız,

Asker arkadaşlarımız, çarşı içinde dükkan komşumuz,

Aynı dairede, aynı kurumda bir arada çalıştıklarımız,

Bugün, aynı siyasi partilere oy vermesek de, birbirimizi çok sevdiğimiz, can kardeşlerimiz, dostlarımız, vazgeçemediğimiz arkadaşlarımız,

Genç yaşlardan itibaren aynı derneğin çatısı altında bir araya geldiklerimiz, mahalle komşuluğu yaptıklarımız ve dahası…

Toprağa verilmek üzere bekleyen kardeşlerimiz son yolculuklarına çıkarken, bir araya getirip de gidiyorlar herkesi. MHP'den, İYİ Parti'den, CHP'den, Ak Partiden, Büyük Birlik Partisinden insanlar var cami avlularında. Ayrı ayrı yerlerde bulunsalar da, her biri aynı bağın gülleri!  Büyükler ağabeyleri, küçükler kardeşleri!

Garip, buruk ve hüzün dolu bir hikaye olarak Türkiye'min her köşesinde yaşanmaya devam ediyor bu manzara!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.