1. YAZARLAR

  2. Levent Özeren

  3. AKP'nin formül arayışı
Levent Özeren

Levent Özeren

AKP'nin formül arayışı

A+A-

Her şey ABD seçimleri sonucu ile başladı.

Trump’ın gidişi mi diyelim, Biden’ın gelişi mi?

Hangisini de düşünsek;

Aynı manzaraya farklı pencereden bakış olur, yumurta tavuk misali!

Trump seçimi kaybetmeseydi, Merkez Bankası Başkanı değişimi ile başlayan, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası ile süren, ”ekonomi ve hukuk reformu” çıkışları sonrası, Bülent Arınç’ın aniden gündem değiştirmesi yaşanır mıydı?

ABD ve Trump ile olan açık veya kapalı görüşmelerin, pazarlıkların, büyük ölçüde damatlar üzerinden yürütüldüğü hep konuşuluyordu.

Damat Kushner gittikten hemen sonra, Damat Berat’ın gitmesi tesadüf olarak değerlendirilebilir mi?

Erdoğan’ın AKP içinden, muhalefetten, ekonomistlerden gelen her türlü eleştiriye ve baskıya rağmen arkasında durduğu Berat Albayrak’tan vazgeçmesi, Kushner’in gidişi ile eş zamanlı olması ilginç değil mi?

ABD Başkanı seçilen Biden’in ”Türkiye’de muhalefet ile hareket etmek istediği” gerçeği, seçim öncesi her ne kadar Erdoğan düşmanlığı şeklinde yansıtılmaya çalışılsa da, seçim sonrası Biden ile ilgili olumsuz tek kelime edilmemesi, dikkatlerden kaçmıyor.

Siyasetin doğası böyle bir şey, normal olan da bu…

Peki şimdi kısa vadede neler olacak?

Araştırmalarda gerilediği açıkça görülen, siyasal, ekonomik ve hukuksal düzlemde tıkanmış olan AKP Genel Başkanı Erdoğan ne yapacak?

Aslında yapacaklarını bir süredir adım adım yapıyor.

Mesela hem kendisinin, hem de etrafının sağlığını dahi riske edip açılışları, mitingleri, toplantıları iptal etmiyor.

İl kongrelerine katılarak, teşkilatını konsolide etmeye çalışıyor.

Faiz artışına izin vererek, adeta önce kendisinde reform yapmış oluyor!

Birinci formül en kolay olanı, kendi tabanını ikna etmek Erdoğan için en kolay iş.

Kendine inanan, güvenen kitle halen birinci parti olmasını sağlayacak kadar geniş.

Ancak kendi getirdiği %50+1 sistemi, artık iktidarı taşımasını zorlaştırıyor.

Bu sebeple içerde ve dışarda destek bulabilmek için, formül arayışlarına mecbur kalmış durumda.

Deneme yanılma metodu ile, çeşitli hamleler yaparak formül arayışlarını sürdürüyor.

Ayasofya’yı açıyor, Akdeniz, Libya, Kıbrıs, Azerbaycan gibi milli politikaları, iç politikada değerlendirmeye çalışıyor.

Başarıları kendi hanesine yazarken, başarısızlıkları Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar bağlayabiliyor.
Kuruluşundan itibaren İYİ Parti’ye “Pensilvanya güdümlü, terörist işbirlikçisi” derken, keskin bir dönüşle “İYİ Parti’yi milli ve yerli görüyorum” diyebiliyor.

Sanki muhalefetten yeni  iktidara gelmiş, onsekiz yıldır hiçbir yetkisi yokmuş gibi ekonomide, yargıda reform yapılması gerektiğini söyleyebiliyor.

Adalet Bakanı da, yeni atanmış gibi “adalet gelsin, isterse kıyamet kopsun” sözü ile Erdoğan’ın peşinden geliyor.

Bayram değil seyran değil, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç birden ortaya çıkarak, “Selahattin Demirtaş ile Osman Kavala’nın haksız yere tutuklu olduklarını” ifade ederek konuyu tartışmaya açıyor.

Burada şuna dikkatinizi çekmek istiyorum;

Bülent Arınç’ın konuştuğu iki gün oldu.

AKP tabanı ve siyasi yorumcular konuşmaya devam ediyor.

AKP dışında Bülent Arınç’ı haklı bulan da var haksız bulan da…

AKP içinde ise genel  olarak Bülent Arınç’a tepki yoğunlaşmış durumda.

Fakat ilginç olan, şu saate kadar AKP üst kademesinden ve saray  eşrafından Arıç’ın açıklamaları ile ilgili, olumlu ya da olumsuz hiç bir yorum  gelmemesi.

Ne sahip çıkıyorlar, ne de reddediyorlar.

Belli ki kesin bir şekilde “konuşmayın” talimatı almışlar.

İç siyasetteki  gelişmeler ile ABD’deki değişimi ayrı tutmamız, en hafif tabirle “saflık” olur düşüncesindeyim.

ABD’nin yanında, 10 Aralık’ta yapılacak olan Avrupa Birliği üyesi  ülkelerin liderler düzeyinde gerçekleşecek olan toplantı öncesi, öncelikle hukuki alanda ilginç gelişmeler görebiliriz.

ABD ve Avrupa Birliği ile inatlaşmanın, ekonomimize ne denli zarar verdiğinin anlaşılmış olduğunu, hukuk, demokrasi, özgürlükler, insan hakları konusunda, evrensel değerler göz önüne alınarak “reform” adı altında farklı hamleler göreceğimizi sanıyorum.

Bu hamleler ne kadar gerçekçi olur, ne kadar uygulanır, sadece günü kurtarmak için bir makyaj olarak mı kalır?

Yaşayarak göreceğiz.

Cumhurbaşkanlığı  Hükümet Sistemi denilen, yeryüzünde eşi benzeri bulunmayan  “şeyin” daha fazla yürümeyeceği, inat edildiği takdirde hem AKP’nin, hem de ülkenin çok daha fazla zarar göreceği  artık net bir şekilde görülüyor.

Bir şekilde Parlamenter Sistem’e geçilecek.

Tüm bu arayışlar ve hamleler “nasıl geçileceği” ile ilgili nabız yoklamaları.

Erdoğan “kazan kazan” için her yolu deneyecek.

Buna MHP’den vazgeçmek de dahil.

Hatta bir adım daha ileri gideyim;

CHP ve İyi Parti ile işbirliği yapmak da dahil.

Burada kritik soru;

Muhalefet Erdoğan’ın “kazan kazan” stratejisinde nasıl bir duruş sergileyecek?

Asıl bam teli burası!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.