1. YAZARLAR

  2. Naci YENGİN

  3. Ahlaksız dindarlık!
Naci YENGİN

Naci YENGİN

Ahlaksız dindarlık!

A+A-

Ahlaki çöküntüden bahsedebilmek için öncelikle ahlaki çöküntünün farkına varılması beklenir. Türkiye gibi milli ve dini değerlerin güçlü olduğu ülkelerde çoktandır kapitalizmin Protestan ahlakı yaşanıyor! Kapitalistler, dindarlar hala Max Weber'i anlayabilmiş değil!

Türkiye'de muhafazakâr görünümlü kapitalist bazı çevreler, İslam'ı kendi hayatlarına uydurmaya çalışıyorlar!

Batının reform hareketiyle çözdüğünü düşündüğü din, dünya olgu ve algısı 200 yıldır bize de dayatılmaya çalışılıyor! Batının şekillendirdiği devlet, dünya, ekonomi, inanç ve evrensel dünya değerleri şeklinde özetlenebilecek bir modelin Türk-İslam dünyasına da dayatıldığını bilmeyenimiz yoktur. Batının bu alandaki çalışmaları da yeni değil.

Özellikle son dönem itibarıyla söylenecek olursa 1980 darbesiyle uygulamaya konulan bu siyasi-dini anlayış günümüzde gemi azıya almış görünüyor! Hem de önüne kattığı saf, temiz inanç sahiplerini, milli değerleri güçlü çevreleri de beraberinde götürüyor!

Bazılarımız çevremizde yaşanan günü birlik gelişme ve olumsuz örneklerden yola çıkarak Türkiye'de ahlak yok ki çöküntüden bahsedilsin diye düşünebilir. Ancak günübirlik gelişmeler yerine milli değerleri, adaleti, hukukun üstünlüğünü, liyakati esas alan sağlam bir anlayış geliştirilmeden bu tür sorunların üstesinden gelinemeyeceğini bilmemiz, idrak etmemiz gerekiyor.

Öncelikle değerlerimiz ve ahlak anlayışımızdan başlayarak benliğimizi elimizden alanlarla mücadele etmeye niyetli olmak gerekiyor!

Kültür, ahlak ve insani değerler erozyonunun yaşandığı ortada. Ancak neyin ahlak erozyonu?

Türkiye gibi Maturidi itikadına bağlı olan insanların çoğunlukta olduğu bir coğrafyada ahlakın ortadan kalkıyor olması aklın da yitiriliyor olma ihtimal ve tehlikesini de beraberinde getirmektedir.

Aklını, ahlakını yitiren insanların aynı zamanda iman sahibi olduğunu iddia etmesine gerek var mıdır tartışılmalıdır!

Mâtürîdî'nin inanç ve düşünce sistemi içinde akıl, sistemin kendisine dayandığı en önemli epistemolojik dinamiktir. Bu sistem içinde itikadi pek çok mesele, nakilden daha ziyade akıl aracılığıyla çözümlenir. Mâtürîdî'nin, aklı‚ her türlü işin kendisine dayandırılması gereken bir temel olarak tanımlaması, bunun en açık göstergesidir. Aklın etkin belirleyici rolünü, Mâtürîdî'nin etik değer anlayışında da açık bir şekilde görüyoruz. Mâtürîdî, aklı‚ iyiliklerin ve kötülüklerin kendisiyle bilindiği şey‛ olarak tanımlar.

Nitekim Mâtürîdî aklın güzel bulduğu, gördüğü fiilleri Allah'ın güzel ve çirkin kıldığını söyler. Allah örneğin doğruluk ve adaleti‚ akıllar 'da' güzel kılarken, yalan ve zulmü de çirkin kılmıştır. Bunlar sadece akıllar nazarında değil kalplerde de öyle kılınmıştır.

Mâtürîdî'nin Allah inancından yola çıkarak ahlakı temellendirmediği, aksine değerlerin rasyonel ve ontolojik gerçekliklerinden hareketle ahlakı temellendirdiği gözlemlenmektedir. Mâtürîdî, imanın da ahlakın da temeline aklı yerleştirir. Ona göre itikadi tercih de ahlaki davranış da köken itibariyle akıldan beslenen olgulardır.

Mâtürîdî'nin düşünce sisteminde arzu edilen ahlaki davranış, hazır bulunan değil‚ elde edilen bir olgudur.

Maturidi'nin ifadelerinden çıkarılabilecek özet şudur: Ahlakını kaybeden bireyin imanının da kaybetmiş olabileceği gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız!

Diyeceksiniz ki insanlarda ahlak mı kaldı? Aslında söylemek istediğimiz şey insanlarda akli melekelerin dumura uğraması- uğratılmasıdır! Sureti haktan görünen ekonomik üstünlüğü ele geçirme ve daha müreffeh bir hayat sürerek milli ve dini değerleri yaşama anlayışının bir tuzak olup olmadığını parayı bir şekilde bulan sonradan burjuvalaşan sözde dindarların hayat tarzlarına bakarak anlamak mümkündür.

Aklını kullanmayan, nakilci, insan düşünce ve iradesini devreden çıkaran sistem, cemaat, tarikat ve ideolojilerin düşünce sistemleri incelendiğinde söylemleriyle taban tabana çelişen durumların, olguların görülme olasılığı yüksektir.

İmanı olanların burjuva ahlakını gerçek iman zannettikleri Protestanlaşmış ahlaklarını gözden geçirmeleri gerekir.

İman, akıl ve ahlak üzerine inşa edilir. Bunlar yoksa insanlarda bulunan imanın bir gösteriş ve ikiyüzlülükten ibaret olduğunu söylemeye gerek yoktur.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar