1. YAZARLAR

  2. Nuri Kayış

  3. Adalet Hanım'dan anılar
Nuri Kayış

Nuri Kayış

Adalet Hanım'dan anılar

A+A-

Türk edebiyatının değerli ismi Adalet Ağaoğlu yaşam parantezini 91 yaşında kapattı.

Anılarını "Göç Temizliği" kitabında yazmıştı.

Onu daha yakından tanımak isteyenler için bu kitaptan birkaç anıyı özetleyerek paylaşmak istiyorum:

Babam beni ilkokula bile Devlet zoruyla göndermişti. İlkokul bitince yasalar önünde suçlu olmaktan nihayet kurtulmuştu. Artık kendi kızı üstünde kendi karar verebilirdi. 'Evde otur, kanaviçe işle, annene yardım et' dedi. Bunun üzerine kendimi bir odaya kapattım. Günlerce kilitlediğim kapıyı açmadım. Açlık grevi. Kapıyı kırıp açtıklarında baygınmışım. Sonunda babam anneme şöyle bağırmıştı:'Bıktım! Topla çocuklarını Ankara'ya git, orada okut.' Nallıhan'dan Ankara'ya göçüşümüz böyle oldu.

Babamızın ilçede kâhyası, çobanı, uşakları, yardımcıları vardı. Ama bizim pabucumuz iyice delinip sular dolmadan önce pabuç almaz, üstümüzdeki paltolar adamakıllı eriyip küçülmeden palto yaptırmaz, hele kitap, defter alabilmemiz için tek kuruş harcamak istemezdi. Bu türden gereksinimlerimizin karşılanabilmesi için annemizin onunla uzun süren meydan savaşları vermesi gerekirdi.

27 Mayıs olduğunda Ankara Radyosu'nda çalışıyordum. Radyoya bir albayı müdür olarak atadılar. Bir gün albaya radyoyu gezdiriyoruz. Stüdyolardan birinde orkestra klasik eserleri seslendiriyordu. En arkada davulcu oturuyor, partisyona göre davula tokmağı indirme anı gelince indiriyordu. Albay bir süre orkestrayı izledikten sonra, 'O davulcu orada boşu boşuna oturuyor. Ona hiç gerek yok. Kırk yılda bir vurulacak tokmak için para mı ödenirmiş? Tokmak vurmak ille gerekliyse ben oturur vururum bundan sonra' dedi.

Bir dönem Ankara'da Çetin Köroğlu, Mahir Canova ve Kartal Tibet'le 'Meydan Sahnesi' adıyla bir tiyatro kurmuştuk. Bir gece seyirciler dağıldıktan sonra lağım taştı. Kirli sular bir anda salona girmiş, koltukları aşmış, sahneye doğru yürüyordu. İtfaiyeye telefon edilmişti ama gelen giden yoktu. Halim'le (eşi) birlikte yarı belimize kadar sulara girdik; elimizdeki kovalarla suları merdiven başındaki küçük pencereden dışarı atmaya başladık. Daha sonra Çetin Köroğlu da bize katıldı. Olayı işiten öteki ortaklarımızdan Mahir Canova ve Kartal Tibet merdivenlerin en üst basamağına dikilmiş oradan bize bakıyorlardı. Kartal, bize yardım etmek için gelmek isteyince Mahir Canova onu kolundan tutup aynen şunları söyledi: 'İnme, boğulursun.'

Ölüp gidince bana varsa üç beş bin okurdan başka kimse sahip çıkmayacak. İstanbul'da doğmadım, Galatasaray Liseli değilim, Amerikan Kız Koleji'nden de değilim. Ankara Mülkiyesi'ni bitirmedim, Beşiktaş takımını tutmadım. Doğudan da gelmedim. Ermeni değilim. Mason derneğiyle ilgim yok. Benim sırtımı okşasın diye kimsenin sırtını okşamadım. Erkekler cemiyetinin üyesi bulunmuyorum. Feministlere de katılmadım üstelik.

Ömrümde bir kez bile, o şurada köşe yazarıdır, bu burada belki benden söz eder, şu seçici kurul üyesi belki oyunu benden yana kullanır diye, yazarlıkta ilk adımlarımı attığım günler dahil, kimseye kitap imzalayıp göndermedim. Yazar kitabını yazar bırakır ilkesine bağlı kaldım hep.

İçimin her zaman arayan, eşen, deşen kurtlarla dolu olduğunu hissediyorum. Varoluşumun tek nedeni budur sanıyorum. Her şeyi kurcalıyorum.

Hayatın dilinden hoşnut olsaydık, yazarak yeni bir dil oluşturmaya çalışmazdık.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.