• DOLAR
  • EURO
  • GRAM
  • ÇEYREK
  • YARIM
  • CUMHURİYET
  • PETROL

27 Mayıs askerî darbeyle neden 61 Anayasası geldi?

26 Mayıs 2022 Perşembe

"Düşünceleriniz ne ise hayatınız da odur. Hayatınızın gidişini de değiştirmek istiyorsanız öyleyse düşüncelerinizi değiştirmelisiniz." diyor ünlü düşünürlerden Marcuse Aurellius.

Konumuza gelmeden önce insanların geçmiş tarih asırları boyunca, halkın yönetimi için en azından da hukuksal sistemler yasalar getirmiş ya da yazılmış sorusunu hiçbir zaman kendimize sorup öğrenemedik.

Ancak bireylerin yönetimi için öne çıkacaklar en azından yürekli ve cesaretli kişiler olmalıydılar. Ancak adının öne çıktığı cesaretin ise en büyük düşmanı korkunun kendisidir. Korkulan şey değil içindeki korkuyu yenmeyi başarabilen insan artık insanlar için kuşkusuz en büyük kahramanıdır.

Köşe yazımızın konusu olan ve şimdiye kadar hemen hiç anlaşılamayıp sürekli saptırılmış olan 61 Anayasası'nın neden-nasıl ve niçin yazıldığını anlamadık. Aslına bakılırsa, geçmiş asırlardaki dünya tarihinde milletten devlete dönmüş toplumların, Orta Çağ mantığı içinde 18. yüzyıla kadar Monarşi ile yönetilmiştir. Gelin anlayabilmek için sırayla görelim.

ANAYASA NEDİR? NASIL ÇIKMIŞTIR?..

Anayasa devletin temel kuruluşunu, kişilerin hak ve özgürlüklerini belirleyen temel yasa demektir. Anayasalar temel olarak ikiye ayrılır. Geleneksel Anayasalar, Yazılı Anayasalar. Geleneksel anayasa modeli ilk kez 11. Yüzyılda Horasan merkezli Türk devleti Selçuklular döneminde Nizamülmülk'ün yazdığı Siyasetname ilk model olarak taslak şeklinden çıkan olmuştur.

13. asırda ise Haçlılar döneminde Orta Doğu'dan da esinlenerek İngiltere'de yalan kısa özetli Magna Carta sözleşmesi geleneksel anayasa modeli olmuştur.

Ancak ilk yazılı anayasa modeli 1707'de uygulamaya konulan ABD anayasasıdır. Aynı asırda bu takip eden dönemlerdeki Fransız ihtilali sonrası 1791'de uygulamaya sokulan Fransız Anayasası yasal gelmiştir.

Osmanlı Türklerinin ilk anayasa modeli ise 23 Aralık 1876'da uygulamaya sokulan Kanun-i Esasi olmuştur. Gerçi aslına bakacak olursak daha önceleri 1808'deki Sened-i İttifak daha sonra 30 yıl devamında 1839'daki Tanzimat Fermanı ile bu topraklarda yaşayan kişilerin hak ve özgürlükleri açıkça belirlenmiş yazılı bir metindir, kuşkusuz.

Ancak bu yasalar devletin kuruluş ve işleyişlerine değinmediklerinden anayasa sayılmazdı. Fakat dünyada kabul edilen Türkler için ilk Anayasa modeli kesin biçimde Kanun-i Esasi, 119 maddeden oluşan ve hukuk açısından çağdaşına hizmete var olmasına karşın fazla uygulanamayan anayasaydı.

Her ne kadar Sultan Abdülhamid dönemindeki, I. Meşrutiyet'in ve Meclisi Mebusan'ın kapatılmasını takip eden 30 yıl sonra 1908'de II. Meşrutiyet'in de kabulüyle yeniden Kanuni Esasi kullanılır olmuştur.

Ancak aydınlanmanın getirdiği gruplaşmaların Fırkalara (partileri) dönüşmesiyle öne çıkan İttihatçılar grubunu bu kez iktidar oluşu ile başlayacaktır. Böylece onların etkisiyle 1914'te Kanuni Esasiye getirilen bazı eklemeleri görmek mümkündür. Aslında bu girişim tam anlamıyla demokratikte olmamıştır.

Aslına bakılırsa, II. Meşrutiyet atılımı, Tanzimat döneminin sonlarında öne çıkan Aydınlaşma dönemlerindeki Jön Türklerin etkileşimin sonucunda olmuştur. Üstelik bu aşamada Devletin ateş gücü olan askerleri kendilerine iş edinip iktidar için Siyasete girmesi desteği ile olduğu açıktır ki bu tamamen yanlıştır.

Açıktır ki İttihatçıların iktidarı ele geçirmesi henüz devlet yönetiminde deneyimler kazanılmış durumda olmadan, birdenbire Avrupa'da başlatılan 1. Dünya Harbi'nin kellem yekün içine girilmişti artık. Trablusgarp, Balkan ve devamında dört yıl süren 1. Dünya Harbi sonucunda artık asırlardır süregelmiş tarihin son imparatorluğu Osmanlı-Türk devleti yenilmişti.

Yıllar süren uluslararası harplerin sonucunda bu kez halkın kendi içinden Osmanlı'da üst düzey görevler yapmış aydınlar ve askerî komutanların girişimleri sonucunda Kurtuluş Savaşı yaşanacaktı. Ancak bunun uygulanabilmesi için yasal bir Meclis kurulmalıydı.

1921 VE 1924 HARP YASALARI

Anadolu'da başlayan Sivas kongresi devamında 1920'den itibaren Ankara'da birleşimlerin sonucu 23 Nisan 1920'de Ankara Kurtuluş Meclisi kurularak girmişti. Böylece Türkiye'de 1920 biterken biri hazırlanan öteki kurumsal nitelikte iki büyük faktör öne çıktı.

Birincisi varolan Osmanlı devletinden yeni bir Türkiye devletine geçişi gerektiren siyasal fikirler ikincisi ise 1921 Anayasasının asıl yaratıcısı olan Ankara Büyük Millet Meclisi'dir. Ona Kurtuluş Meclisi denilmesi oldukça doğal bir anlayış sayılmaktaydı.

Anlaşılmalıdır ki, Türkiye'deki ulusal kurtuluş hareketi daha yerel ve bölgesel kongrelerden başlayarak peşinden Anadolu'dan gelen Temsili Heyet üyeleri dışında 19 Mart'ta İstanbul Meclisi Mebusanı'ndan resmen ismi üzerine Ankara'ya geçen 75 Meclisi Mebusan üyeleri milletvekilleriyle kurulmuştu Meclis.

Nitekim 20 Ocak 1921'de kabul edilen 21 Anayasası'nın ismen adı değişecektir. Teşkilatı Esasiye Kanunu olarak resmiyete girmiş oldu. Osmanlı'nın halen de devamı konumunda olduklarından varolan Kanuni Esasi üzerine henüz yenisinin yapılması, yazılması olmazdı.

TEK olarak bilinen 21 Anayasası şeklen 23 madde olarak yazılmıştır. Kanuni Esasi ile bazı noktalarda fikirsel çatışmalar olmaktaydı kuşkusuz. Ancak buna da açık biçimlerde geçiş dönemi denilegelmiştir. Böylece de bir geçiş dönemi için temel ihtiyaçların hazırlanması için kişi biraraya yasal olduğu açıkça kabul edilmiştir.

Genel olarak TEK'in "hakimiyet bilakaydüşart milletindir." diye başlayan 1. maddesi konuların temel açılış kapısı olduğunu unutmamak gerekir. Bu ise Osmanlıcılık-Türk anayasa tarihinde kesin bir dönüş satır başı olarak kabul edilegeldiği açıktır.

21 Anayasası kısa bir anayasası olmasına rağmen Türkiye'nin, siyasal, hukuksal altüst eden çok büyük bir uygulama girişiminin çıkış taşı olmuştur. Sonuç olarak bakıldığında bilinen tarihlerimizde iki yıl süren Kurtuluş Savaşı sonrasında uluslararası girişimler sonucu Lozan Antlaşması sonucunda artık Ankara merkezli yeni bir devlet ilan edilecekti, artık öyle de oldu ve 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünyaya resmen ilan edilmiş oluyordu.

1921 Anayasası olağanüstü koşullarda çıkan ürün olarak uygulamalarında başarılı olabilmişlerdi. Ancak aydınlar arasında düşünceye göre ülke sanki iki anayasalı durumdaydı, 1876 Kanuni Esasi ve 1921'deki yayınlanan Teşkilatı Esasiye kanunları vardı.

Yapılan çalışmaların sonucunda 24 Nisan 1924 tarihinde yeni Anayasa altı fasıldan (bölümden) de oluşturularak çıkarılmış oldu. Genel esaslar bölümünde açıkça "Türkiye Devleti Cumhuriyeti" diyerek girilmekteydi, tarihte ilk olarak.

Anayasa temel esaslarına göre Türkiye Devletinin Din'i, Din-i İslamdır, diyerek bu ifade devletin şeklen Teokratik karakterli olduğudur. Aynı şekil esasen Kanuni Esasi'de de yazılmaktaydı. Bütün bunların ötesinde yasama yetkisi ve yönetim kurulu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde toplanmıştır.

Meclis yasama yetkisini bizzat, yürütmeyi ise kendi seçtiği Cumhurbaşkanının atayacağı başkanın kuracağı bakanlar kuruluyla yürütebilir. Meclisin hükümete her zaman toplantı ile düşürebilir.

Temel olarak 1924 Anayasası kuvvetler birliğini sürdürmüş olmasına karşın yasama ve yürütme işlerinde organik ve foksiyonlu ayrılıkları da açık biçimde taşımaktaydı.

Anlaşılacaktır ki, Ulusal Devletin kuruluş aşamasında 24 Anayasasını yer yer başkalaştıran ya da değiştiren üç ana faktör grubu olmuştur. Bunun birincisi, 1925-45 arasındaki Tek Parti rejimi uygulaması olmuştur. İkinci büyük gerçeklik ise bu rejimli anlamlı olarak yaşanan Reformlar dizisiydi. Bu da siyasal ve anayasal rejim üzerinde eksik almıştı.

Ne yazıktır ki, lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de ölümü sonrası hiç beklenmedik şekilde başlatılan II. Dünya Harbi yılları Türkiye de savaş dışında kalarak mevcutla idare etmeyi getirmek olmuştur.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

DİĞER YAZARLAR