1. YAZARLAR

  2. Ferit Erden BORAY

  3. 100 yıl önce Şeyhülislamlık yüz yıl sonra Diyanet İşleri
Ferit Erden BORAY

Ferit Erden BORAY

100 yıl önce Şeyhülislamlık yüz yıl sonra Diyanet İşleri

A+A-

Töre ulu bir çınar olan Devleti ayakta tutan O'nu heybetli kılan ve güçlü yapan da işte bu köktür. Bu kök ne kadar derinlere dayanırsa çınar da o kadar büyümüş ve de o kadar güçlü, dayanıklı ve heybetli olur.

Asırlar öncesinden süregelmiş bir Noksani sözü:

"Hakkın toprağına mülküm var deme,

Derman ile harmandan hakkım var deme,

Güçlü, kuvvetliyim, ardım var deme,

Sırt üstü insanı yere vuran vardır."

Köşe yazısında konu edilen ve sözde hepimizin şu ya da bu şekilde bildiğimizi sandığımız eski dönemdeki adıyla kurum olan Şeyhülislamlık ve günümüzdeki adıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aslında hep ayni şeyin adının değişmesiydi diyenler var, yanlış.

ŞEYHÜLİSLAMLIK NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Önceki adıyla Müftülük, geliştirilmiş adıyla Şeyhülislamlığı anlayabilmek için öncelikle hukuksal açıdan bağımlı olduğu temel prensiplerine ŞERİAT denir. Temel anlamıyla "Kur'an-ı Kerim'e dayalı İslam hukuku" olarak kabul edilir. Cenab-ı Allah'ın Hazreti Muhammed aracılığı ile insanların eylemlerini düzenleyen,konulan yasalar anlamına gelir.

Ord. Prof. İsmail M. Uzunçarşılı'nın oldukça detay içeren  üç ciltlik tarih kitabında her şey var.

Osmanlı devlet tarihinde insanların belki de tüm dünya ülkelerinde henüz doğru bir hukuk bilimi gelişmemiş iken Sultan II. Ahmet ya da Fatih döneminde kendisinin de hocası olan Molla Ferrari gibi ilim adamlarının bu kez büyümekte olan devletin hukuksal açıdan düzenleme yapılması için Kadı denilen hukukçular ya da hâkimler geliştirilmeye başlanmıştı.

Fakat İslamiyet'te Abbasiler'den beri insanlar için hukuk terimlerini daha çok Şeriat yasalarının da uygulanmasıyla yapılageldiğini anlarlar. Bu sebeple de İslami adıyla Müftüler en bilimcisi sayılanlara da Şeyhülislam denilen tam yetkililer oluşturuldu.

Devletin yönetiminde ve halkın daraldığı konularda meselenin Şeriata uygun olup olmadığı, tam yetkili olan Şeyhülislama sorulurdu. Araştırmayı yapanların meselenin doğru ya da yanlış olduğunu yazdıkları son kararına ise Fetva denilirdi.

Bilindiği kadarıyla 17. yy. ilk çeyreğine kadar da geçen yıllarda oldukça ünlü bilim adamlarının bahsi de geçen Şeyhülislamlık görevini alırlardı. Görevi almadan önceleri zaman zaman kadılık yaptıkları, hatta Devlet bürokrasisinde Kazaskerlik yapanlar bu göreve gelir.

Osmanlı tarihinde birçok ünlü bilim adamlarının da Şeyhülislamlık görevi yaptıkları bilinir. Başlangıçta kendileri oldukça küçük maaşlar alırmış. Daha sonra 18. yy. başlarına kadar başarılı olanların maaşı arttı.

Osmanlılarda devletin en yetkilisi Padişahtan sonra Şeyhülislam gelirdi.

Bilindiği kadarıyla 18. yy. ikinci yarısından itibaren bu kez tam yetkili gibi görülen Şeyhülislamlık görevlerine fazla bilim adamı olmayanların az ya da çok sürelerde bu göreve getirilişi işin suyunu çıkardı. 1748-1786 yıllarında bilimsel tarafı da fazla olmayan çok ünlü bir ailesinin bu göreve gelişi başlar, onlara Dürrizadeler denilirdi.

Bilindiği gibi I. Dünya Harbi sonucunda Osmanlı Devletinin yıkılışı ve Mondoros Antlaşması sonucunda son Şeyhülislamlardan olan Dürrizade Abdullah efendinin 8 Nisan 1920-30 Temmuz dönemi Damat Ferit'in etkisi ile çıkardığı Fetvası, kurtarıcı lider Mustafa Kemal ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin katli için olmuştu.

Osmanlı İmparatorluğunun son Şeyhülislamı da Medeni Mehmet Nuri Efendi 20 Eylül 1920-14 Kasım 1922’de bitti. Evet, bilindiği gibi I. Dünya Harbi yenilgisi takiben Kurtuluş Savaşı ve Lozan Antlaşması ile yeniden tam bağımsız olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti oldu.

Bu yanı devlet ile birlikte asırlardır var olan Şeyhülislamlık kurumu tamamen kaldırılmış oldu. Yerine bilindiği gibi Şeriat tamamen kaldırılıp Laik ve medeni uluslararası hukuka dayalı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş oldu.

Ne yazıktır ki günümüzde Devrimler döneminden sonra geçen 80 yıl içinde adı geçen Diyanet İşleri Başkanlığının tartışmalı devlet kurumu olma özelliğinin yozlaştırıldığını görmekteyiz. Aslına bakılırsa bu kurumun Hilafetin lağvı ve Osmanlı hanedanının yurt dışına çıkarılması yasalarıyla eş anlamlı olarak ihdas edilmiş olması oldukça anlamlıdır.

Aslında çok partili döneme kadar devlet hayatının içinde devletin dinin denetimi altında tutulması işlerini sürdüren kurum, ancak 1950'lerden sonra oldukça önemli değişimler aşamasına yönelmekte geciktirilmedi.

Aslına bakılırsa, 1961 Demokrasisine kadar da Cumhuriyetin Kurucu İdeolojisi karşısında uyumlu ve resmî işlemi temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığıydı. Çok partili rejimin getirdiği serbestiyet içinde bu kez İslamcılık akımının güçlenmesine koşut olarak gittikçe gizli ya da açık siyasallaşma girişimlerine girilmişti.

Türk Devrimleri önderliğini dini denetim altında tutma ve Türk Ulus Devletinin pekiştirilmesinde işlevsel bir kurum olarak da tasavvur edilen Diyanet İşleri Başkanlığıydı.

Ancak kuruluş amaçlarının dışına çıkıp bambaşka bir noktaya itilmekte olduğunu görmekteyiz. Şu ya da bu sebeple üst düzey siyasetçilerin ısrarlarına bağımlı olan Diyanet İşleri Başkanlığı aslında hiçbir zaman yüz yıl önceki Şeyhülislam özelliğine ve de yetkilerine de sahip değillerdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.