1. YAZARLAR

  2. M. Ferruh Özmutaf

  3. "Ben o'yum" diyebilmek!
M. Ferruh Özmutaf

M. Ferruh Özmutaf

Yazar

"Ben o'yum" diyebilmek!

A+A-

Eski tarihlerde bir medresede eğitim gören çok samimi üç arkadaş varmış. Aynı medresede okurlar, aynı hücrede kalırlar, aynı kaptan yemek yerlerdi. Gel zaman git zaman medresedeki eğitimleri bitti. Mezun olduklarında birbirlerinden ayrılmaları zor mu, zor olmuştu..

Yedikleri içtikleri birbirinden ayrı gitmeyen bu üç samimi arkadaş; ayrılma vakti saati geldiğinde birbirleriyle şöyle kavilleştiler: "Nerede, hangi işte ve hangi görevde olursak olalım, birbirimizle irtibatı asla kesmeyelim!.." Bununla da yetinmediler;  "Doğru yoldan yürüyeceklerine, hak ve adaletten ayrılmayacaklarına, vatana ve millete hizmetten asla geri kalmayacaklarına" dair söz verdiler. O dönemde iletişim araçları sınırlıydı. Elde ne telefon vardı, ne de telgraf. Aradan yılların geçmesiyle birbirleriyle irtibat kuramayacak, ne durumda olduklarından haber alamayacaklardı. Bunun da farkındaydılar.

Bunun da şuuruyla biri ortaya bir fikir attı: "Gelin arkadaşlar, aramızda bir şifre belirleyelim. Gün ola, harman ola... Yıllar durduğu yerde durmaz. Bizler de yaşlanırız, bugünkü simamız değişir. Gören gördüğünü, bilen bildiğini unutur... Birbirimizi tanıyamaz oluruz. O zaman aramızda kavilleştiğimiz bu şifre sayesinde, birbirimize ulaşır, görüşür, hasret gideririz.."

Diğer arkadaşları da bu fikri makul buldu. Çok kısa ve hatırda kalacak bir şifrede anlaştılar. Anlaştıkları şifre; "Ben o'yum!.."du.

Şifreyi de belirledikten sonra, birbirleriyle helalleşip, memleketlerinin yolunu tuttular.

Aradan uzun yıllar geçti, hayat gailesi, bu üç arkadaşın her birini ayrı ayrı yörelere savurdu. Biri müderris (öğretmen), bir diğeri sayılı bir tüccar, diğeri ise bir il'e mutasarrıf (vali) oldu.

Birbirlerini uzun süredir görmüyorlardı... Günlerden bir gün tüccarın yolu, şehir şehir dolaşırken bir kente düştü. Tesadüf bu ya, tüccar burada alış veriş yaparken, kentin mutasarrıfının (valisinin) medrese arkadaşı olduğunu öğrendi.

Hemen bir zamanlar can ciğer olduğu arkadaşını ziyaret edip, tebriklerini sunmak istedi. Divan'ın kapısına varıp mutasarrıfla görüşmek isteğini iletti. Kapıya varmak kolaydı da, güvenlik ve bürokrasi çarkını aşmak kolay değildi. Görevlilere kendini tanıtıp, Mutasarrıf Bey'in medrese arkadaşı olduğunu, yıllar öncesinden tanıştıklarını anlatması kendisine bir fayda getirmedi. Görevlilerin bu konudaki tavırları kesindi. Ne söylediyse fayda etmedi, sırasını beklemek zorundaydı.

Vakit geçtikçe geçti, zaman daraldıkça daraldı. Ancak kendisine bir türlü sıra gelmiyordu. Öfleye püfleye beklerken, birden aklına mezuniyet günündeki kararlaştırdıkları şifre geldi. Derhal küçük bir kâğıt parçası, bir de emanet kalem buldu, şifreyi yazdı: "Ben o'yum!" Şimdi yazılı kağıdı, Mutasarrıf Bey'e bir şekilde ulaştırmak gerekiyordu.

Kağıdı görevliye uzatarak bunu, Mutasarrıf Bey'e iletmesini rica etti. Bu ricasını isteksizce yerine getiren görevli bir süre sonra geri dönüp aynı kâğıdı tüccara uzattı...

Kağıdın Mutasarrıf Bey'e ulaşmasıyla kapının ardına kadar açılacağını düşünen tüccar, kartın geri geldiğini görünce şaşırmıştı.

Fakat asıl şaşkınlığını kâğıdın arkasını çevirince yaşayacaktı.

Mutasarrıf Bey, kağıdın arkasına kendi el yazısıyla; "Sen o olabilirsin. Amma ben artık o değilim!.." diye yazmıştı.

Bu kıssadan hisse; makama, şöhrete ve de varlığa kavuşmuş günümüz insanını ne kadar da güzel anlatıyor değil mi?

"Ben o'yum!" diyebilen kaç gerçek dost ve arkadaş kaldı çevremizde acaba?

Önceki ve Sonraki Yazılar